ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
hedef göstermme abartma itibarsızlaştırma aşağılama,hedef gösterme küfür tacizi meşruaştırma Savaş söylemi cinsiyetçilik savas söylemi abatma özür yazısı düşmanlık/savaş söylemi düşmanlaştırma halklar arası düşmanlık üretme
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  raporlar  
 
Eşcinselliğin Yazılı Basında Temsili: Hürriyet Gazetesi Örneği
KAOS GL 31.10.2008
Ar. Gör. İdil Engindeniz Şahan & Ar. Gör. Mutlucan Şahan

Giriş

Bugün olağan bir şekilde kullandığımız pek çok kavram gibi "eşcinsel" kelimesi de dünya üzerinde hep var olagelmiş değil. Kelime ilk kez 1869’da, Macar doktor Karl-Maria Kertbany tarafından, bugün de olduğu gibi, aynı cinsten kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi tanımlamak için kullanılmıştır(1). Daha çok iki erkek arasındaki cinsel ilişkiye yönelik olarak kullanılan bu kelimenin yanında kadın eşcinselliği için kullanılan "lezbiyen" kelimesi de yine 1800’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu bildirinin amacı kelimelerin etimolojik kökenlerini incelemek değilse de, bu iki kelimenin ortaya çıkış zamanları, bize bugün koşulsuz kabul ettiğimiz kavramların aslında ezelden beri varolmadığını göstermesi açısından önem taşımakta. Eşcinselliğin farklı biçimleriyle tarih boyunca var olmasına karşın bu kavramların bugün bildiğimiz anlamıyla daha birkaç yüzyıl önce ortaya çıkmış olması bir tesadüf değildir. Bu tarihler sadece cinsel değil, gündelik hayatımızda da önemli yer tutan pek çok toplumsal normun oluştuğu yahut olgunlaştığı bir dönemi ifade eder. Zira çoğu zaman "doğal" bir insanlık hali gibi görülen heteroseksizm aslında belli bir toplum anlayışının, belli üretim ilişkilerinin sonucudur.

Örneğin eşcinselliğin toplumsal onay gördüğü Eski Yunan’da, erkekler arasındaki cinsel ilişkinin "normal" karşılanma sebeplerinden biri cinsellik ve üremenin birbirinden ayrılmış olmasıydı. Üreme için evlilik birliği gerekirken, cinsel haz ev dışında da bulunabilir, sadece bir kadınla değil bir erkekle de paylaşılabilirdi(2). Sadece Eski Yunan’da değil, 16. yüzyılda Güney Amerika’da kadın rolünü üstlenen, kadın giysileri giyen, karşı cins davranışları gösteren ve cinsel eşlerini erkeklerden seçen kişiler bulunmaktaydı. Buna karşılık Aztekler’de eşcinselliği cezalandıran yasalara da rastlanmaktaydı. Bu durumda “Eşcinsellik nedir?”, “Kültürel midir, doğuştan mı?”, “Hep bugün olduğu gibi mi algılanagelmiştir yoksa farklı algılama biçimleri olabilir mi?”, “Cinselliğe başka türlü bakmak mümkün müdür?” gibi sorular gündeme gelmektedir.

Günümüzde ve içinde yaşadığımız "Batılı" toplumlarda çoğunluk konumunda bulundukları için "İnsan neden heteroseksüel olur?" sorusunu sormak saçma gibi görünse de aynı soru eşcinseller için sorulmakta ve pek çok araştırmayla bu soruya yanıt aranmaktadır. 1900’lü yılların sonuna kadar eşcinsellik psikiyatrik bir hastalık olarak görülmekteydi. Eşcinselliğin kökenlerini anlamaya yönelik üç temel yaklaşımdan söz edebiliriz: Cinsel davranışların kültürden kaynaklandığını savunan konstrüksiyonist (yapıcı) anlayış, cinsel davranışın temellerini biyolojik yapıda arayan esansiyalist (özcü) anlayış ve eşcinsellerin belirli davranış kalıplarına sahip olduğuna inanan, cinsel "kimlik" sınırlarının kesinliğini savunan anlayış(3). Yapıcı bakış açısı, cinsel davranışın, kişinin içinde yaşadığı kültür tarafından belirlendiğini (ya da inşa edildiğini) öne sürer. Bu bakış açısına göre birçok farklı cinsellik biçimi zaman içinde ve kültürler arasında gözlemlenebilir. "Çünkü her kültür kendi cinsellik biçimini inşa eder. Bu görüşe göre cinsel roller ve davranışlar bir kültürün dinsel, ahlaki ve etik inanışlarından, yasal geleneklerinden, politikasından, estetiğinden, biyoloji veya psikoloji konusunda sahip olabildiği bilimsel ve geleneksel görüşlerden ve hatta coğrafi ve iklimsel unsurlardan doğar. Yapıcı görüş, cinsel rollerin bir uygarlıktan diğerine değiştiğini öne sürer; çünkü insanın cinselliğinin önceden belirlenmiş doğuştan gelen senaryoları yoktur. Cinsel olarak ‘normal’ kabul edilen, farklı kültürlerin yapısında varolan farklılıklar yüzünden Eski Yunan’dan Colomb öncesi Amerika halklarına, Yeni Gine’nin dağlık yörelerinde yaşayan halklardan 20. yüzyılın endüstrileşmiş ülkelerine farklılaşır"(4).

Özcüler ise, bireylerin doğuştan getirdikleri sabit ve değişmez niteliğin, onların aşk ve cinsellik yaşamlarını etkilediğini savunur. Bu görüşe göre eşcinsellik biyolojiktir, yaşamın erken yıllarında (çocuklukta) şekillenir ve değiştirilemezdir. Bu yaklaşım, eşcinselliğe karşı belirli bir "hoşgörüyü" besleyebildiği gibi farklılığın bu kadar temelde bulunuyor olması nedeniyle aynı zamanda belli önyargılara da yol açabilmektedir(5). Yapılan bazı araştırmalar, özcü yaklaşımın sınırların kesinliğine dair yaklaşımının, eşitsizlik ve ayrıcalıklı toplumsal konumlar açısından bir tür savunma görevi görebildiğini de göstermiştir. Örneğin, erkekler kadınlara göre erkek eşcinselliğine daha önyargılı yaklaşmaktadırlar.

Toplumsal yahut biyolojik temelleri ne olursa olsun günümüz toplumlarının büyük bir kısmında eşcinsellik örtük veya açık bir ayrımcılık, ötekileştirilme ve dışlanma nedenidir zira mevcut toplumsal ilişkiler içinde heteroseksüalite devlet, hukuk, medya, tıp gibi kurumlar tarafından norm olarak kabul edilmektedir. Pek çok insan bu normların gerektirdiği rolleri zorla oynamanın yarattığı travmalarla boğuşmakta veya bu rolleri oynayamamaktan dolayı toplumsal yaşamdan dışlanmaktadır.

İnsanlığın maruz kaldığı tüm haksızlıklar gibi bu ayrımcılığa karşı da bir mücadele gelişmiştir. Daha 19. yüzyıl sonlarında Avrupa’da ilk cinsel reform talepleri ortaya çıkmış, 20. yüzyılda ücretlerin ve refahın görece artmasıyla eşcinsellik özellikle merkez ülkelerde daha rahat ifade edilir olmuştur. 1960’lı yıllarla birlikte de ırkçılık karşıtı hareket, kadının özgürleşmesi hareketi gibi, bir gey/lezbiyen hareketi merkez ülkelerden başlayıp çevre ülkelere yayılan bir şekilde gelişmiştir(6). Bu toplumsal hareket sonucunda çeşitli ülkelerde heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimlere karşı ayrımcı tutumlar gözden geçirilmiş, kimi iyileştirmeler yapılmış, buna uygun olarak cinsel ayrımcılığa ilişkin maddeler gazeteciliğin etik kodları arasında yerini almıştır. Örneğin bildirimizde incelediğimiz gazetenin de kurucusu olan Sedat Simavi’nin kurucu başkanı olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri tanımlanırken gazetecinin insanlar arasında herhangi bir nedenle ayrımcı tutum takınamayacağı belirtilmektedir(7). Tüm bunlara karşın lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel (LGBTT) kişilerin dünyanın her yerinde, şu ya da bu ölçüde daha fazla ezildiği bir gerçektir. Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre farklılık göstermekle birlikte toplumun kılcal damarlarına nüfuz etmiş homofobik yaklaşımlar varlığını sürdürmektedir. Bu durum toplumsal yeniden üretim mekanizmasının önemli bir unsuru olan medya için de geçerlidir. Heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimler söz konusu olduğunda haberin konusu ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, LGBTT kişilerin cinsel yöneliminin altı çizilmekte ya da eşcinsellik şiddetle doğrudan ilişkilendirilerek bir toplumsal patojen olarak sunulmaktadır. Öyle ki, "eşcinsel cinayeti", "travesti dehşeti" konulu haberler, diğer adli olaylar arasında üçüncü sayfanın bir alt türü sayılabilecek kadar "ayrıcalıklı" bir yer edinmektedir.

Kapsam, Yöntem ve Amaç

Buradan yola çıkarak, çalışmamızda LGBTT kişilerin basında nasıl temsil edildiğini ortaya koymaya çalışacağız. Çalışmamız, LGBTT kişilerle ilgili haberlerin üçüncü sayfaya nasıl yansıdığı ve bunun dışında gazetenin bütününde LGBTT kişilerle ilgili haberlere yer verilip verilmediğini, veriliyorsa nasıl bir yaklaşıma sahip olunduğunu ortaya koymaya çalışacaktır. Çalışmamızın ikinci aşamasını ise bu haberlere yapılan okuyucu yorumlarının incelenmesi oluşturmaktadır. Okuyucu yorumlarının incelenmesinin amacı, okuyucunun haber metninde LGBTT kişilere karşı geliştirilen söylem karşısındaki tutumunu ortaya koymak amacını taşımaktadır. İncelememizde, "Okuyucu, olumsuz göndermeler içermesi ya da eksiklikler barındırması durumunda haber metnini eleştirmekte, habere karşı sorgulayıcı bir tutum takınmakta mıdır yoksa haberdeki yaklaşım okuyucu yorumlarında yeniden üretilmekte midir?" sorusuna yanıt aramaya çalışacağız.

Bildiri sınırları içinde Hürriyet’in web sitesinde 2007 yılı ağustos, eylül ve ekim aylarında LGBTT kişilerin konu edildiği 102 haberi inceledik. Üçüncü sayfa kapsamına giren haberler dışında LGBTT konulu – özneli haberlerin iki ana başlıkta yoğunlaştığını gördük: Dünya ve Magazin. Magazin başlığı söz konusu olduğunda, haberlerin konusu daha çok ünlü kişilerin eşcinselliklerine dair açıklamaları, ünlü kişilerin eşcinsellikle "suçlanması" ya da filmlerdeki eşcinsellik üzerinde yoğunlaşmakta iken "Dünya" sayfasında genellikle yabancı politikacıların cinsel kimlikleri üzerinde durulmaktadır.

3. Sayfa Haberlerinde LGBTT Kişiler

Ağustos 2007

Ağustos ayı içinde "Gündem" başlığı altında dört haber yayınlandığını görmekteyiz. 5 Ağustos tarihli ilk haber, Doğan Haber Ajansı (DHA) Bursa bürosundan Hüseyin Tüccar imzası ve "Bursa’daki eşcinseller buluşması iptal" başlığıyla yayınlanmış. Haberde, "Bursa’da faaliyet gösteren kısa adı ‘Gökkuşağı Derneği’ olan Travestileri, Transeksüelleri, Geyleri, Lezbiyenleri Koruma, Yardımlaşma ve Kültürel Etkinlikler Derneği tarafından bu yıl Bursa’da ikincisinin düzenleneceği bildirilen ‘Türkiye eşcinseller buluşması’nın gelecek yıla ertelendiği" belirtilmekte. Haberde ayrıca, Bursaspor taraftarları tarafından 2006 yılında gerçekleştirilmesi engellenen yürüyüşün ardından Bursasporlu Esnaf Derneği Başkanı Fevzinur Dündar hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla açılan davanın halen sürdüğünü ve davanın seyrini etkilememek için bu seneki yürüyüşlerini iptal ettiklerini açıklayan dernek başkanı Öykü Evren’in, 2008 yılında yurt içi ve yurt dışından da gelecek yaklaşık 1 milyon eşcinselle büyük bir yürüyüş yapacaklarını belirttiği aktarılmakta. Haber, sadece Gökkuşağı Derneği başkanı Öykü Evren’in açıklaması üzerine kurgulanarak karşı tarafın görüşüne yer verilmediği için habercilik açısından eksik kalmakla birlikte habere söz konusu olan kişilerle ilgili herhangi bir yorumdan ya da yönlendirmeden kaçınıldığını ve haberin nötr bir şekilde verildiğini görmekteyiz. Hatta, daha sonra inceleyeceğimiz bazı haberlerle karşılaştırıldığında, LGBTT kişiler söz konusu olduğunda haberin nötr bir dile sahip olmasının "olumlu" olarak değerlendirilmesi de mümkün olmaktadır.

Habere altı yorum yapılmış ve biri dışında hepsi "olumsuz" kategorisine girmekte. Tek olumlu yorumu yapan "Ibrahim KURT", herkesin kendi cinsel tercihini yaşaması gerektiğini belirtmiş ancak bir milyon eşcinsel rakamını abartılı bulmuş. Ayrı ayrı iki yorum yapan "hacer gezer", "bir erkeğin yine bir erkekle birlikte olmasını" "çok çok iğrenç bir durum" olarak tanımlarken dernek üyelerinin "Kimliğimizi istiyoruz" talebine karşılık olarak da "doğduğunuzda cinsiyetinize göre ailenizin çıkardığı kimliğiniz var" yorumunu yapmış. Bir diğer yorumcu ise görüşünü "ULU ORTADA BULUŞMASINLAR..." şeklinde ifade etmiş. Bu habere gönderilen yorumlara baktığımızda, doğrudan haberle ilgili olmaktan çok haberden yola çıkarak okuyucuların LGBTT kişilere genel bakışını yansıttığını görmekteyiz. Haber dili nötr olmakla birlikte okuyucu yorumlarında, büyük harf ve ünlem işaretinin kullanımı ve seçilen kelimeler (rezalet, iğrenç, vs.) aracılığıyla daha "öfkeli" bir yaklaşımın hakim olduğu söylenebilir.

"Gündem" başlığı altındaki ikinci haber, 13 Ağustos tarihli ve yine Hüseyin Tüccar’ın imzasını taşımakta. "35 eşcinsel, İş-Kur’a iş başvurusunda bulundu" başlıklı haberde Gökkuşağı Derneği üyesi 35 eşcinselin Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) Bursa Bölge Müdürlüğü’ne giderek iş başvurusunda bulunduğu belirtilmekte. Haberde, İş-Kur Bursa İl Müdürü Kazım Yiğit’in, eşcinsellerin başvurularının inceleneceğini bildirdiği de aktarılıyor.

Aynı gazeteci tarafından yine son derece nötr bir dille yazılan bu habere beş yorum yapılmış ve hepsi destek içeren yorumlar. İncelediğimiz ilk habere tek olumlu yorumu yapan İbrahim Kurt’un bu habere de yine benzer bir şekilde "bırakın herkes kendi cinsel tercihini kendisi yapsın" yorumunu yaptığını ve eşcinsellere iş verilmesini desteklediğini görmekteyiz. Kurt’tan farklı olarak, önceki habere yorum yapan diğer dört okuyucu bu habere yorum göndermemiş. Habere gönderilen tüm yorumların destek içerdiğini belirtmiştik, bununla birlikte daha önce de değindiğimiz gibi, "olumlu" kategorisindeki yorumlar dahi aslında "olumsuz" göndermeler barındırmakta. Örneğin, "HISAR PARK" adlı yorumcu, "insanları dış görünüşlerine ya da diğer özelliklerine bakmadan insan olarak" görmek gerektiğini belirtmekle birlikte "etrafımızda o kadar çok her şeyiyle normal insan var ama bu ülkeye hiçbir yararı yok hatta zararı var" diyerek alt metinde haber konusu olan kişileri "her şeyiyle normal" olarak görmediğini ifade etmiş olmaktadır.

Ağustos ayında incelediğimiz üçüncü haber, 25 Ağustos tarihli ve "Kefen giydiler eylem yaptılar" başlığını taşımakta. İmzasız yayınlanan haberde "Ankara Kızılay’da toplanan Pembe Hayat Derneği üyesi travesti ve transseksüellerin, bir arkadaşlarının öldürülmesini protesto için beyaz kefen giyerek ‘yatma’ eylemi" yaptıkları belirtilmektedir. Dernek üyelerinin eylem biçimi haberin aslında tırnak içinde verilmiş ("yatma" eylemi). Argoda, "cinsel ilişkide bulunmak" anlamına gelen "yatma" sözcüğünün bu şekilde kullanımıyla haberde travesti ve transeksüellerin fuhuş yaptıkları algısına üstü kapalı bir gönderme yapılmaktadır. Haberin girişinde yer alan "yatma" göndermesi dışında haberde herhangi bir yönlendirmeye rastlamamakta ve genelinde nötr bir dile sahip olduğunu tespit etmekteyiz. Eylem sırasında çekilen bir resmin eşlik ettiği habere hiçbir okuyucu yorumu yapılmamıştır.

"Travesti koruma çetesi yakalandı" başlıklı dördüncü haber 29 Ağustos’ta Arda Akın imzasıyla yayınlanmış. Pembe Hayat Derneği Başkanı Bülent Kılıçkaya ve dernek üyelerinden "koruma bahanesiyle" "adam başı" beş bin YTL para istedikleri ve "kabul etmeyen üyeleri zorla gasp ettikleri iddia edilen dört kişi hakkında çete davası açıldığı" aktarılmakta. Pembe Hayat Derneği ile ilgili olarak yayınlanan bir önceki haberde Kılıçkaya’nın dernek başkanı olduğu belirtilmezken ismi "Buse" olarak verilmekteydi. Burada ise "erkek" kimliğiyle sahip olduğu "Bülent" adının kullanılmakta olduğunu görüyoruz. Ayrıca, "adamlığından şüphe edilen" travesti ve transseksüellerle ilgili haberde "kişi başına" ifadesi kullanılabilecekken "adam başına" ifadesinin kullanılması, medyadaki cinsiyetçi bakış açısına da uygun bir örnek oluşturmaktadır.

Habere tek bir yorum yapılmış: "YUKARI TÜKÜRSEN BIYIK, AŞAGI TÜKÜRSEN SAKAL.. YUTKUNSAK MI ACABA???" Haberde, tehdit ve gasp gibi can güvenliğini tehdit eden bir konunun ele alınmasına karşın yorumcunun travesti ve transseksüelleri "mağdur" olarak konumlandırmadığını görmekteyiz.

Eylül 2007

Eylül ayı içinde "Gündem" başlığı altında yayınlanan sekiz haberden yedisi üçüncü sayfa haberi diye tanımlayabileceğimiz, şiddet, suç içeren haberler kapsamına girmektedir. Bunun dışında kalan haber ise, 6 Eylül 2007 tarihinde yayınlanmış ve Radyo ODTÜ’nün, Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos GL) ile işbirliği içinde hazırlayacağı bir radyo programını tanıtmakta. Programa katılacak isimler arasında gazeteci-yazar Can Dündar’ın da adı geçmekte. Habere yapılan tek yorumunun tamamı, İnternet dilinde bağırmayı ya da öfkeyi ifade eden büyük harfle yazmış ve yorumunda pek çok ünlem işareti kullanmış. Yorumun içeriğinde de "bu milletin başka hic sorunu kalmadi, hepsi halloldu, can dundar da toplumun cok onemli bir yarasina parmak basmis" ifadeleriyle eşcinsellerle ilgili bir radyo programına tamamen karşı olduğunu düşündürmekte. Çalışmamızın ilerleyen kısımlarında değineceğimiz, haber metninin yazım biçimi ve yorumlar arasındaki ilişki burada geçerli değil, haber metni manipülatif herhangi bir içerik taşımamasına ve yalnızca bilgi aktarmasına karşın yorum, nesnel bir değerlendirmeden çok bir "öfke"nin ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çalışmamızın asıl konusunu oluşturan "3. Sayfa" haberlerine baktığımızda, beş haberin Bursa, bir haberin İzmir, bir haberin ise Adana kaynaklı olduğunu görmekteyiz. Ağustos ayında da gördüğümüz gibi Bursa kaynaklı haberlerin basında bu kadar yer bulmasının ve gazetecilikte "haber takibi" denilen özelliğin bu haberler söz konusu olduğunda ortaya çıkmasının başlıca nedeni habere konu olan Gökkuşağı Derneği’nin başkanlığını yürüten Öykü Evren’in birkaç ay önce evliliğiyle gündeme gelmiş olması. Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde Şermin Terzi’nin 29 Temmuz 2007’de yayınlanan röportajında, ameliyatla kadın olması için kayınpederinin bankadan kredi çekmiş olması işlenmekte. Bu röportaja 13 yorum yapılmış, bu yorumlardan sadece ikisi olumsuz içerik taşımakta. Bir yorumda "mide kaldırıyorsa problem olmaz" denirken diğerinde de "modernleşme dedikleri bu mu acaba" ifadesi kullanılmış. Diğer yorumlar, babanın yaptığı fedakârlığı öven ve takdir eden ifadeler içermekte. Bu habere konu olan Öykü Evren, bu kez 1 Eylül 2007’de, "Dernek başkanı fuhuşta yakalandı" başlıklı haberle gündeme geliyor. DHA Bursa bürosundan Bülent Civanoğlu ve Erdoğan Paçin imzalı haberin girişinde Bursa’da "fuhuş amaçlı çete kurdukları öne sürülen 26 travesti ve transseksüelin" gözaltına alındığı ve "zanlılar arasında, travesti, transseksüel ve eşcinsellerin kurduğu Gökkuşağı adı verilen derneğin, bir süre önce kredi alarak cinsiyetini değiştirip evlenen başkanının da" bulunduğu belirtilmiş. Haberin girişinde yapılan göndermeden de anlayabileceğimiz gibi, bu ve konuyla ilgili sonraki diğer haberler Öykü Evren etrafında şekillendirilmekte. Yine haberin girişinde "fuhuş amaçlı çete kurdukları öne sürülen" ifadesi kullanılırken, yani bu suçlamanın kesinlik kazanmadığı belirtilirken haber metninde kesin bir karara varıldığını görmekteyiz: "Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri fuhuş amaçlı çete kuran travesti ve transseksüellerden oluşan 26 kişiyi bugün evlerinde gözaltına aldı". Henüz bir ay kadar önce evliliğiyle ve olumlu haberlerle gündeme gelen Öykü Evren’in başkanlığını yaptığı derneğin karşı karşıya kaldığı suçlama ve bunun kesin bir suç olarak aktarılması okuyucu gözünde özelde travesti ve transseksüeller, genelde eşcinseller ile fuhuş arasında doğrudan bir bağ kurulmasına yol açmakta. Habere yapılan 19 okuyucu yorumu da bu varsayımı doğrular nitelikte. Yorumlar, ileride ayrıntılı bir şekilde vereceğimiz üzere "anlayışlı" ifadeler içeriyor olsa da hemen hemen hepsi "dernek çatısı altında fuhuş çetesi kurulduğu" ön kabulünden hareket ediyor. Sadece, bu suçlamaya inanmadığını "kamuoyu tarafından yakından bilinen kişilerin" böyle bir şey yapmayacağını ifade eden "İbrahim KURT (halk-ozanı)" adlı yorumcu ile "iftira" olduğunu söyleyen "Ebru Akalın" adlı kullanıcı ve "Yani artik Türkiye’de bizim katılmadığımız ve kabul etmediğimiz şekilde yasayan her grup, bir çete örgütü kurdu iftirasıyla hemen ulusal bir baskıya uğramaya başlıyacaklar, bu örnek sadece başlangıç ve medeniyetsizlikdir" diyen "sema gün" bu ön kabulü reddetmekte. Buna karşılık, "tuana tuba demir (unina)" adlı yorumcu "Ateş olmuyan yerden duman çıkmaz!. Eğer polis yakalamışsa bir bildiği vardır elbet" diyerek suçun kesinliğine inandığını belirtmiş. Olumlu yorumlar arasında, "Almanyalı Türkler" rumuzlu okuyucu "Herkes ne istiyorsa odur. Başkalarını rahatsız etmemek şartıyla bırakın ne isterlerse yapsınlar" derken, "alak necmi" rumuzlu okuyucu da "günümüzde böyle şeyleri aşmanın zamanı geldiğini" belirtmekte. "Cem Özdemir" adlı yorumcu ise, bu kişilere iş imkânı verildiği takdirde fuhuş yapmayacaklarını düşündüğünü belirtmiş ve dolayısıyla sorunu bir sistem sorunu olarak tanımlamış.

Bursa’da yaşanan olaylarla ilgili haberin devamı 4 Eylül 2007 tarihinde "Mini etek ve dekolte cezası" başlığıyla verilmiş. Haber yine DHA Bursa bürosundan gelmekte ve Bülent Civaoğlu ile Doğukan Altınay’ın imzasını taşımakta. Yine devam niteliği taşıyan "Travestiler özel koğuşa konuldu" başlıklı haber 6 Eylül 2007’de yayınlanmış. Haberde, olayın idari süreci hakkında hiçbir şekilde bilgi verilmez ve çete kurma suçu kesinleşmiş, söz konusu kişiler mahkûm olmuş gibi aktarılırken haberin sonunda yetkililerin "Öykü Evren Özen ve eşi hakkında ‘çete kurmak’, diğerleri için de ‘fuhuş yapmak’, ‘fuhuşa teşvik etmek’ gibi suçlardan dava açılabileceğini belirttiği" aktarılmakta. Haberde asıl ön plana çıkartılan unsur ise, başlıkta da belirtildiği gibi travestilerin, kendileri için açılan özel bir koğuşa yerleştirilmiş olmaları. Habere yapılan beş yorumdan ikisi travestilerin zaten "özel" kişiler olduğunun altını çizmekte: "Metin BAŞPINAR / Daha da bir özel koğuş varsa; oraya konmalıdırlar!..." "Canan Can" ise yorumunda, dışarıda yeterince rencide edilen travestilerin hapiste bile özel olarak tecrit edilmesine karşı çıkıyor. Yapılan diğer iki yorum daha alaycı olarak nitelenebilir: "emek türk / ONLAR DA KARIŞTI..SUÇ ÖRGÜTLERİNE..", "yusuf özşirin / çok karışık bi mevzu çözebilene bravo.."

Bülent Civanoğlu imzasıyla 13 Eylül 2007’de yayınlanan "Bursa’da 300 kişiye polis zoruyla frengi tedavisi" başlıklı habere 99 yorum gönderilmiş. Haberde "Bursa’da ‘fuhuş çetesi’ kurdukları iddiasıyla tutuklanan 12 travestiden 6’sında frengi hastalığı saptanınca, bu kişilerin ilişki kurduğu yaklaşık 300 kişinin polis zoruyla tedavi ettirilmesinin gündeme geldiği" belirtiliyor. Daha önceki haberlerle karşılaştırıldığında burada "fuhuş çetesi" ifadesinin ilk kez tırnak içinde kullanıldığını, yani kesinleşmiş bir veri olarak kabul edilmediğini görmekteyiz.

Gökkuşağı Derneği’nin tarihçesi ve 6 Ağustos 2006’da tarafından düzenlediği "Birinci Bursa Eşcinseller Buluşması" sırasında Bursaspor taraftarlarının dernek binasını kuşatması ve küfürlü sloganlar atmasıyla ilgili bilgilere ilk kez bu haberde yer verilmekte.

Habere yapılan yorumlara genel olarak baktığımızda en çok yorum yapılan konuların aile ve devletle ilgili olduğunu görmekteyiz. Aile kurumu ve bir erkeğin neden bir travestiyle birlikte olacağına dair yapılan yorumlar genellikle "evdeki masum eşler" hakkında. İnsanların "evde güzelim eşleri dururken" bir travestiyle birlikte olmaması, evindeki huzuru bırakmaması gerektiği belirtiliyor yorumcular tarafından. Bu kategorideki yorumların bir kısmı da konuyu travestiyle birlikte olan erkeklerin "sapıklığı" ve "rezil olması" acısından ele almış. Yorumcuların bir kısmı da travestilerle birlikte olan erkeklerin isimlerinin açıklanması ve teşhir edilmeleri yanlısı.

Konuya devletin yetersizliği açısından yaklaşan yorumlarda "travestiliğin psikolojik bir hastalık olduğu ve bu yüzden devletin bu kişileri koruma altına alması gerektiği" (Kemal Koçak), "asıl sorunun eğitim eksikliği olduğu" (mehmet yıldız, orhan doğan), "fuhuş yapanların sağlık kontrolüne alınması gerektiği" (Ertan Aydin), "fuhuş için özel yerler açılması gerektiği" (musa ayvaci) gibi önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca, "polisin en doğrusunu yaptığına dair" (GÖRDESLİ RAMAZAN, berrin bjk) övgü içeren yorumlara da rastlanmıştır.

Travestileri sapık olarak değerlendiren yorumların sayısı bazı gruplara göre yüksek olmakla birlikte, yorumlar bir ya da iki cümleden oluşmakta ve genellikle kesin yargılar içermekte: “İyi olmuş hem ahlaksız hem sapık..”, “TRAVESTİLİK HASTALIK DEĞİLSE NEDİR? DÜPEDÜZ SAPIKLIK DEĞİLMİ. PEKİ SAPIKLIK BİR HASTALIK DEĞİLMİ.SİZ BUNU BİR DÜŞÜNÜN.”, “hem pislik yapiyorlar hemde tedaviden kaçıyorlar”.

Diğer kategorilere kıyasla "öfke" içeren yorumlar da bu bölümde daha çok karşımıza çıkmakta: “(...) Atın eski zindanlara çürüsün gitsinler. (...)”, “(...) utanıyorum bu insanlardan ve onlarla beraber olanlardan. travestilerin sokaklardan temizlenmesini istiyorummm...”.

Toplumun bu konuya ikiyüzlü bir şekilde yaklaştığını öne süren yorumlar arasında "tolga erdem" adlı kullanıcının yorumu konuya bir başka boyut getirmekte. Gökkuşağı Derneği’nin Birinci Bursa Eşcinsel Buluşması etkinliği sırasında karşılaştığı saldırıya gönderme yapan yorumcu bu konunun "Halkı kışkırtan Fevzinur beyin mahkemesinin başlamasına denk gelmesini" ilginç bulmakta. Travestiliğin hastalık olmadığı ortak noktasında buluşan yorumlarda travesti ve transseksüellerin fuhuşla özdeşleştirilmesinin nedeni olarak toplumdan tamamen dışlanmış olmaları, eşcinsellerden farklı olarak cinsel kimliklerini gizleyemedikleri için iş bulamamaları gösterilmekte ("sevgi sevgi", "New magic Men", "murat yilmaz", "feyza murathan"). Sosyal hayattan dışlanmalarına karşın, cinsel olarak arzulanmaları ise toplumun ikiyüzlülüğü olarak sunulmakta.

Gökkuşağı Derneği’nin fuhuş çetesi ile ilişkilendirilmesi ve dernek başkanının tutuklanması üzerine dernek hakkında yapılan yorumlar da olumsuz bir nitelik kazanmakta. İsnat edilen suçun doğru ya da yanlış olması bir tarafa, Kaos GL ya da Lambda gibi eşcinsel haklarını savunan bir sivil toplum kuruluşu olarak ortaya çıkan Gökkuşağı Derneği’nin fuhuşla ilgili bir haberde yer alması, yorumcuların herhangi bir sorgulama içine girmeden "bu insanların dernek açmasına kim izin verdi" sorusunu sormasına yol açıyor. İsnat edilen suçun doğru olması durumunda, bir sivil toplum kuruluşunun kötü amaçlı kullanılmış olabileceği varsayımı hiç düşünülmeden travestiler fuhuş amaçlı dernek kurmuşlar gibi yorumlar yapılıyor ve buna izin verilmemesi gerektiği belirtiliyor:

– "calibro tr" (‘calibrotr’) : (...) Asıl bunların dernekleşmesine müsaade edenler, onaylayanlar suçlu.

–mustafa gültekin (‘beyazcan’) : (...) ayrıca böyle bir derneğe bursa valiliği nasıl izin verdi bu travsestiler niye bursa da böyle bir dernek kurdular bu tür olaylarla bursanın adının gündeme gelmesi hiç hoş değil...

Konuyu medeniyetle ilişkilendiren yorumlar ise daha olumsuz bir bakış açısına sahip. "Cinsel özgürlük bu değildir" ortak noktasında buluşan yorumlarda travestiler "sapkın”, "ucube", "pislik" olarak tanımlanmakta. Daha önceki haberlerde LGBTT kişilerle ilgili olarak olumlu yorumlarına rastladığımız İbrahim Kurt adlı yorumcunun, bu haberde travestileri "pislik" olarak tanımladığını görmekteyiz. Kurt’un yorum yaptığı önceki haberlerde, travestiler genellikle mağdur olarak konumlandırılırken bu haberde "frengi bulaştırdıkları", "fuhuş yaptıkları" iddiasıyla gündeme gelmekte. Bu durum bize, ele alınan konuya ve konunun ele alınış biçimine bağlı olarak okuyucu yorumlarının uğrayabileceği değişikliği göstermekte.

Konuya din çerçevesinden yaklaşan yorumlarda "erkek erkeğe münasebette bulunmanın dinimize uymadığı" ("Bence Çok Ayıp"), "bütün sıkıntılarımızın sebebinin yaratılışa uygun bir hayat yaşayamamak olduğu" ("Selahattin TEKIZOGLU") belirtilmektedir.

Gökkuşağı Derneği başkanı Öykü Evren’in kayınpederiyle ilgili söyleşiyi gerçekleştiren Şermin Terzi, son olaylarla ilgili olarak 15 Eylül 2007’de bu kez "Kızım seni yaşatmazlar" başlıklı habere imza atıyor. Habere, polis arabasının içinde bağıran iki travesti resmi eşlik ediyor. Bir kez daha, travestilerin "başı polisle derde giren", "olay çıkaran" kişiler olarak sunulduğunu görüyoruz. Haberin içeriği ise resimden daha farklı. Konuyla ilgili olarak daha önce aynı gazetede çıkan haberlerin aksine Şermin Terzi, yaşanan olayların nedeninin travestiler tarafından "polisin, derneğin meşruiyet kazanmasından rahatsızlık duyması" olarak değerlendirildiğini aktarıyor ve soruşturma sırasında yaşanan usulsüzlüklere örnekler veriyor. Haberin kurgulanma biçimi okuyucuda, kuruluşundan beri olumlu çabalar içinde olan bir sivil toplum kuruluşunun valilik ve polis tarafından baskı altına alınmak istendiği düşüncesini oluşturmakta. Haberin devamında da Bursa’da herkesin, "polisin, Gökkuşağı Derneği’nin sesini ‘gerçekten bir fuhuş çetesi olduğu’ için mi, yoksa ‘kamuoyunda meşrulaşmaya başladıkları endişesi’ yüzünden mi kesildiği sorusunu sorduğu" belirtiliyor(8). Ayrıca, "hukuki zorunluluk olmadıkça tıbbi bilgilerin açıklanması İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne aykırı olduğu halde", Emniyet Müdürü Tahsin Demir’in altı kişinin frengi hastası olduğunu açıkladığı aktarılarak bir kez daha polisin "uygunsuz" davranışlarının altı çiziliyor.

Konuyla ilgili önceki haberlerde, travestilerle ilişkiye giren 300 kişinin tespit edildiği bilgisi ise bu haberde Bursa Cumhuriyet Savcısı Ferruh Gün’ün böyle bir liste olmadığına dair beyanatıyla yalanlanıyor. "Kızım seni yaşatmazlar" cümlesinin başlığa alınması, okuyucuda doğrudan Öykü Evren’in can güvenliğinin tehlikede olduğu bilgisini vermekte. Haberin sonrasında aktarılan bilgiler ise böylesi bir tehdit karsısında dahi Evren’in eşcinseller, travesti ve transseksüeller için mücadele ettiği algısını güçlendirmekte, dolayısıyla kendisini olumlu bir haber kişisi olarak konumlandırmaktadır.

Bu konuyla ilgili olarak bugüne kadar çıkan haberlere baktığımızda ilk kez bu haberde olumlu bir dille karşılaşmaktayız. Bu durumu, haberi yazan kişinin -Şermin Terzi- Öykü Evren’le daha önce kurduğu ilişkiyle bağlantılandırmak, Terzi’nin habere girişi de düşünüldüğünde, yanlış olmayacaktır.

Haberle ilgili okuyucu yorumlarına baktığımızda toplam 64 yorum geldiğini görmekteyiz. Yorumlarda eşcinsel-travesti ayrımının yapılmadığını, genel olarak travestiler ve eşcinsellerin aynı çerçevede değerlendirildiğini görüyoruz. Bu yorumlardan 43 tanesi görece olumlu nitelikler taşımakta ve genellikle cinsel tercihleri ya da yaratılışları nedeniyle travestilerin toplumdan dışlanmaması gerektiğini savunmakta. Olumsuz içerik taşıyan 21 yorum ise travestiliğin dine ya da toplumsal kurallara uygun olmadığı görüşünden hareket etmekte. Yorumların hemen hemen hepsi travesti-fuhuş bağlantısını baştan kabul ettiği için aslında "olumlu" olarak sınıfladığımız yorumlarla birlikte bütün yorumlar olumsuz olarak da kabul edilebilir.

Olumlu kabul ettiğimiz yorumlar arasında medyayla ilgili bazı yorumlar da bulunmakta. Yorumculardan "Fatos Sezer Ulusoy", "boyle bir konunun hiçbir ülkede bu kadar ‘rezillik’ çıkarılarak, emniyet güçlerince ‘medya’ya aktarılamayacağını" belirtirken "Gördesli Ramazan" adlı yorumcu da "haberlerin basına sızdırılarak bir tür linç yapılması da insanlık adına utanç vericidir" yorumunu yapmış. "Süheyla Kaya" ise konuyu başka bir yönden ele alarak "neden medyadaki gayleri travestileri lezleri alkışlıyoruzda...halkın içindeki bu çaresizleri dışlıyoruz.." sorusunu sormakta yorumunda.

8 Eylül 2007 tarihinde "Transeksüele fuhuş gözaltısı" başlığıyla yayınlanan, DHA İzmir bürosu imzalı haberin girişinde "fuhuş yaptırdığı ileri sürülen" gibi doğrudan suçlayıcı olmayan bir ifade kullanılmış ancak haberin içinde S.S.’nin "evinde travestilere para karşılığı fuhuş yaptırdığının belirlendiği" ifade edilmekte. Bu haberde de bir kez daha kesinleşmeyen suçun kesinleşmiş gibi gösterilmesine ve haber içeriğinde tutarsızlığa tanık olmaktayız. Bu haliyle haber, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından kabul edilen Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’nin "Gazetecinin Doğru Davranış Kuralları" bölümünde "Yargı" başlığı altında geçen "Mahkeme kararı kesinleşmedikçe, bir zanlı veya sanık, suçlu ilan edilemez" ilkesine aykırı özellik taşımaktadır. Ayrıca haberde S.S.’nin oturduğu sokak belirtilerek kanıtlanmamış bir suç nedeniyle kişinin can güvenliği ya da toplumsal konumu riske atılmış ve yukarıda adı geçen bildirgenin "Gazetecinin Temel Görev ve İlkeleri" başlığı altındaki 7. maddesinde dile getirilen "özel hayata saygı" ilkesine uyulmamıştır. Habere tek bir yorum yapılmış ve travesti-fuhuş ilişkisi yine sorgulanmadan doğru kabul edilip "ahlaksızlık" olarak nitelendirilmiş. Yorumcu ayrıca, ceza yasasının yeterince caydırıcı olmadığına dair görüş beyan etmiştir.

Gündem başlığı altında incelediğimiz son haber, 18 Eylül 2007 tarihinde DHA Adana bürosundan Neşet Karadağ imzası ve "İstesem öldürtür, 50 dolar verip ABD’ye uçardım" başlığıyla yayınlanmış. Haberde adı geçen Deniz Uysal’ın, İncirlik Üssü’ndeki işinden emekli olan Croskey’in yanında ücretli olarak çalıştığı, kendisiyle eşcinsel ilişki yaşadığı belirtilirken haber tamamen yaşanan eşcinsel ilişkiler ve Croskey’in Uysal’ı öldürttüğü varsayımından yola çıkarak aktarılmaktadır. Habere altı yorum yapılmış. Bir yorumda Croskey’in yaşı dolayısıyla bu durumun "tam bir iğrençlik" olduğu belirtilirken bir diğer yorumda da bölge halkının İncirlik Üssü’nden rahatsızlığı dile getirilmiş. Bir yorumda olay, yorumcunun "seyredemediği filmlerden daha berbat bir hikâye" olarak tanımlanırken bir diğer yorumda da "Türkiye’nin bu sapık ilişkiler nedeniyle Türk’lükten çıktığı" belirtilmekte. Yorumculardan bir diğeri ise; Uysal’ın haberde adı geçen kişiler tarafından öldürüldüğünden emin olmakla birlikte "yeterli delil toplanamadığı için" cezalandırılamadıkları kanısında. "New magic Men" adlı yorumcunun yaklaşımı ise daha "mizahi" olmakla birlikte o da "Oh önce seviş, sonra öldür iyi iş valla!!" ifadesiyle, haberde adı geçen kişilerin suçlu olduğuna inandığını ortaya koymuş. New magic Men’in bu yorumunun incelenmeye değer olduğu kanısındayız. Söz konusu yorumcunun tüm kategorilerde toplam 1175 yorumu bulunmakta. İncelediğimiz haberlerin hemen hepsinde yorumuyla karşılaştığımız ve LGBTT kişilerle ilgili haberlere daima "olumlu" olarak sınıflandırılabilecek yorumlarda bulunan "New magic Men" de diğer tüm okuyucular gibi bu haberde ve diğerlerinde sunulan bilgileri doğru kabul etmekte, haberin işleniş biçimini sorgulamamakta ve daha ziyade habere yorum yapan diğer okuyucuların "önyargılarıyla savaşmakta". İncelediğimiz yorumların hiçbirinde haberin işleniş biçimine dair bir eleştiri görmemekteyiz. Haberin magazinel ağırlıklı ya da görece "ciddi" olmasına göre ise yorumlarda değişimler yaşanmakta ve LGBTT kişileri "kerhen kabullenen" ya da "bu durumun sorumluluğunu" devlete, sisteme, eğitime yükleyen yorumlar ağırlık kazanmaktadır.

Ekim 2007

Ekim ayında "Gündem" başlığı altında karşımıza üç haber çıkmakta.

"DJ’nin boğazını kestiler" başlıklı ilk haber 4 Ekim tarihinde imzasız olarak yayınlanmış. Haberde Marangoz’un, cesedini bulan arkadaşının "Marangoz’un kısa süre önce genç bir erkek ile tanıştığını, cinayeti bu kişinin işlemiş olabileceğini iddia ettiği, polisin de cinayetin eşcinsel ilişkinin ardından işlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde durduğu" belirtiliyor. Habere yapılan iki yorum da Marangoz’un ölümünü yaşadığı hayatla ilişkilendirmekte: "Doğru dürüst bir ilişki yaşasaydı bu başına gelir miydi?", "Marjinal yaşamanın acı sonucu.!".

İkinci haber "Simge öldürüldü Funda ağır yaralı" başlığı ile 6 Ekim’de Eray Erollu imzasıyla yayınlanmış. Haberde "Feriköy’de aynı dairede yaşayan iki travestinin, eve aldıkları iki kişinin bıçaklı saldırısına uğradıği", travestilerden birinin öldüğü, diğerinin ise yaralandığı belirtiliyor. Haberde, "‘Funda’ takma adını kullanan Bayram Doğan’ın, gece 04.00’te Tarlabaşı Bulvarı’nda anlaştığı iki kişiyi, ‘Simge’ adını kullanan arkadaşı Erdal Deveci ile birlikte oturdukları eve getirdiği" aktarılmakla birlikte bu kişilerle "hangi konuda anlaştığının" belirtilmesine gerek duyulmamış. Bu da bize travesti-fuhuş ilişkisinin son derece doğal kabul edildiğini ve bunun ayrıca belirtilmesine dahi gerek duyulmadığını düşündürmekte. Yine haberde kullanılan "eve getirdiği", "eve aldıkları" ifadeleri ile de saldırıya uğrayan kişilerin "tanımadıkları insanları kendi rızalarıyla evlerine sokmakla" aslında "saldırıya davetiye çıkardıkları" düşüncesi uyandırılmaktadır. Habere gelen iki yorumda da bu yaklaşımın izlerini görmekteyiz. Şiddet mağduru olmalarına karşın bu habere yapılan yorumlarda da travestiler, okuyucular tarafından "mağdur" olarak konumlandırılmamakta: "su testisi su yolunda kırılır...", "Ehhhh,bu yolun yolcularının her zaman başına gelebilecek olay.Olmaması lazım ama oluyor!".

29 Ekim tarihli son haberin başlığı "Chat’te tanışıp gaspa gittiler", haber Şefik Dinç imzasıyla yayınlanmış. Haberin LGBTT kişilerle ilgili boyutu sadece sanıkların ifadesinde geçmekte: "Eşcinsel olduğunu söyledi ve bizi eve davet etti. Biz de gittik. Daha sonra babaannesinin uyandığını söyleyip bizi evden gönderdi. Gasp yapmadık". Habere yapılan dokuz yorumun hiçbirinde eşcinsellikle ilgili bir tespit yapılmamakta.

Dünya ve Magazin Haberleri

Çalışmanın bu bölümünde 37 dünya haberi ve 19 magazin haberi ile bu haberlere gelen 600 civarında okur yorumu incendi. Dünya haberlerinde eşcinsel kelimesi 104 kez, gay kelimesi 35 kez, lezbiyen kelimesi ise 23 kez geçmekte. Travesti kelimesi dört ve transseksüel kelimesi ise üç kez kullanılmış. Bu haberlerin çok önemli bir kısmının "gelişmiş" ülkeler kaynaklı olmasına karşın bu iki sözcüğün kullanıldığı haberlerin çevre ülkeler (İran, Tayland, Filipinler, Kamboçya, Brezilya) kaynaklı olması dikkate değer bir nokta.

Magazin haberlerinde lezbiyen kelimesi 21 kez, gey kelimesi 19 kez, eşcinsel kelimesi 15 kez, transseksüel kelimesi iki kez ve biseksüel kelimesi bir kez geçmekte. Magazin haberlerinde yurtiçi-yurtdışı kaynak dağılımı yarı yarıya. Yurtdışı haberlerinin tamamı "Batı" kaynaklı.

Dünya haberlerinin konu dağılımına baktığımızda haberlerin en çok yabancı politikacıların ("makam, mevki sahibi" kişilerin) kendilerinin ya da bir yakınlarının eşcinsel olması veya bu yöndeki iddialarla ilgili olduğunu görüyoruz. Bunların yarısı birbirine benzer iki olayla ilgili. Vatikan’da çalışan bir piskoposun ve muhafazakâr bir ABD senatörünün başkalarına eşcinsel ilişki teklif etmesi iddialarıyla ilgili bu haberlerde suçlayıcı bir ton kullanılmış. "Ortaya çıkmak", "yakalanmak", "yakayı ele vermek" "gözler önüne" serilmek" gibi suçlayıcı; hatta yer yer "suçunu itiraf etmek", "teşhis edilmek" gibi kriminolojik sayılabilecek ifadelerin yer aldığı haberlere gelen yorumlar da buna paralel olarak çoğunlukla olumsuz. İki haberde ise ABD ve Kamboçya’dan iki siyasetçinin kızlarının lezbiyen olması ele alınmış. İlk haberde önceden eşcinsel evliliklere karşı olan bir San Diego belediye başkanının, kızının lezbiyen olduğu "ortaya çıktıktan" sonra bu yasayı şehir meclisinden geçirmesi ele alınmış. Haberde doğrudan LGBTT kişiler ya da eşcinsellik ile ilgili olumsuz bir yaklaşım yokmuş gibi görünmesine karşın, gerek haberin başlığı (Kızı lezbiyen olunca başkan, eşcinsellere evlenme izni verdi) gerek lezbiyenlik ile ilgili olarak kullanılan "ortaya çıktı" ifadesi aslında eşcinselliğe pek de iyi bir gözle bakılmadığını ortaya koymakta. Aynı yaklaşım habere gelen 12 yorumun yedisini oluşturan olumsuz yorumların tamamına yakınında da mevcut. Bazı yorumlarda "Allah başa vermesin", "İlahi adalet" gibi ifadelerle ortaya konan bu yaklaşım "atalar ne demiş büyük lokma ye büyük laf söyleme diye" ve "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" şeklindeki yorumlara ise doğrudan damgasını vurmuş. İkinci haberde Kamboçya başbakanının evlat edindiği kızını, bir kadınla evlendiği için evlatlıktan reddetmesi ele alınmış. Haberde başbakanın kızına ve genel olarak eşcinselliğe yönelik olumsuz bir yaklaşım hissedilmemekte. Hatta başbakanın kızına karşı tutumunun "haşince" olduğu ifade edilmiş. Bu habere gelen iki yorumdan biri konunun, büyük ihtimalle Türkler kastedilerek, bizimle ilgisi olmadığı dile getirilirken ikinci yorumda ise ilk haberdeki yaklaşıma benzer bir biçimde "HAKLI OLARAK KIZIN BABASI TEPKİSİNİ ORTAYA KOYMUŞ..KİM İSTER KIZININ LEZBİYEN OLMASINI....." denmiş.

Berlin Eyalet Başkanı Klaus Wowerwit ile ilgili iki haberde de homofobik olmayan bir tutumdan söz edilebilir. Zaten her iki haber de çoğunlukla Alman basının ifadeleri kullanılarak aktarılmış. İlk haberde Wowereit’ın "eşcinsel yaşamını" da anlattığı anılarından oluşan kitap ele alınmış. Haberin genelinde homofobik bir tutum olmasa da "Eşcinsel başkan aşklarını kitapta anlattı" başlıklı haberi gazete yazı işleri açısından haber yapan şeyin eşcinsellik teması olduğu belli. Almanya yahut dünyanın herhangi bir başka ülkesindeki eyalet başkanının anılarını kaleme alması büyük ihtimalle haber olmayacağı halde eşcinsel olduğunu açıklayan ve saklamadan böyle bir ilişki yaşayan Wowereit’ın haber olması, en azından haberi hazırlayanlar açısından bu durumun biraz garip karşılandığını göstermekte. Başlıkta kullanılan "Eşcinsel başkan" ifadesi de bunun bir göstergesi sayılabilir. Bu durum garip karşılansa bile buna karşı olumsuz bir tutum alınmaması, eşcinsellikle bağlantılı "Batı" kaynaklı haberlerin çoğunda örtük bir biçimde kendini gösteren bir anlayışın, modernliğe ve onun gereklerini kabul etmeye yönelik isteğin sonucu gibi görünüyor. Yine Wowereit ile ilgili olarak Almanya’da yapılan bir ankette Alman halkının %79’unun "eşcinsel bir başbakanın ülkeyi yönetmesinde bir sakınca görmüyor" olması da haber yapılıp bu ifadelerle spottan duyurulmuş. İsveç Başbakanı’nın gey festivaline katılması ya da Paris belediye başkanının "eşcinsel kimliğiyle de tanınması" yine aynı anlayış çerçevesinde haber konusu olmaktadır. Bu tutumun en belirgin örneği sayılabilecek haberde ise İngiltere’de eşcinsellere yönelik ayrımcılığa karşı düzenlenen bir yasa konu edilmiştir. Habere gelen sekiz yorumun tamamı yasadan yana ve olumludur. Bu tür haberlere gelen olumlu yorumların oransal olarak diğer haberlerden daha fazla olduğunu ve çoğunlukla yine bu modernleşmeci ve eşcinsellik karşısındaki tutumu medeniyetin bir gereği olarak algılayan tutumun etkileri ciddi bir biçimde görülmektedir.

Gelen az sayıdaki olumsuz sayılabilecek yorumda da daha ölçülü bir dil kullanılmaktadır. Aynı tutum eşcinsellik karşısında açıklamalar yapan yetkililer veya buradaki örneklerin hepsinde İran’da olmak üzere, LGBBT kişilere yönelik uygulanan baskılarla ilgili haberlerde de geçerlidir. Rus Ortodoks Patriği’nin ve İran cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın açıklamalarına karşı takınılan tutum eleştireldir ve bu açıklamaların medeni ve modern olmaktan uzak olduğuna ilişkin bir görüşü satır aralarında okumak mümkündür. Özellikle Ahmedinejat’ın ABD gezisi sırasında yaptığı "İran’da eşcinsel yoktur" açıklamasını ele alan haberlere gelen yorumlarda eşcinsellik karşısında olumsuz yargı bildiren yorumcular bile en azından eşcinselliğin tarihin her döneminde ve her coğrafyada bir tür "insanlık hali" olduğu belirtmektedir.

Dünya başlığı altında karşımıza çıkan haberlerin bir bölümü ise daha renkli, magazinel denilebilecek haberlerden oluşmaktadır. Güney Amerika’da gerçekleştirilen Dünya Gay Futbol Kupası, Brezilya’da açılan "gay oteli", yine Brezilya’da yapılan 800 bin kişilik "gay pride" yürüyüşü, Filipinler’deki transseksüel güzellik yarışması ve Rusya devlet başkanı Putin’in gayler tarafından seksi bulunduğuna ilişkin haberler bu altbaşlık altında sayılabilir. Bu haberlerin, çoğu Güney Amerika olmak üzere, tamamının yine çevre ülkeler kaynaklı olması dikkat çekicidir. Bu haberlere yapılan yorumlarda eşcinselliği alay konusu yapan veya bir tür sapkınlık olarak gören yorumların sayısı ciddi bir artış göstermektedir. Çoğu doğrudan cinsel göndermeler barındıran alaycı yorumlar, aynı zamanda "bizde bu tür şeyler olmaz, olmamalı" yaklaşımını da içermektedir. Daha "ciddi" kişilerle ilgili haberlere gelen yorumlarda görülen medeniyet bağlantılı yaklaşım bir anda yerini yabancı ülkelerdeki yozlaşma ve ahlaksızlık düzeyinden bahseden yorumlara bırakmaktadır. Örneğin gey oteliyle ilgili habere şöyle bir yorum gelmiştir: "TR DEN UZAK DURSUN BURALARA ACILMASIN SAKIN". Haberlerdeki magazin boyutunun artmasının yorumlar üzerindeki etkisi üzerine ilginç örneklerden biri İran’dan kaçan bir lezbiyenin İtalya’ya sığınmasına ilişkin haberdir. Konusu itibariyle LGBTT kişilere yönelik bir baskıyı ele almasına ve haber metninde de buna uygun bir dil kullanılmasına karşın başlıkta kullanılan "İranlı lezbiyene İtalya kucak açtı" ifadesindeki cinsel gönderme derhal karşılığını bulmuştur ve benzeri haberlere hiç gelmediği şekilde bu haber şöyle bir yorum almıştır: "DESENİZE İTALYAN LEZBİYENLER YAŞADI". Dünya başlığı altında yer almasına karşın daha ziyade bir magazin haberi olarak değerlendirilmesi gereken "Böyle yarışma görülmedi" başlıklı haber ise hem haberdeki hem de yorumlardaki yaklaşım göz önüne alındığında Foucault’nun "Cinselliğin Tarihi" eserinde ortaya koyduğu cinselliğin iktidar tarafından bastırılmadığı aksine kışkırtıldığı yönündeki teze bir örnek teşkil edecek nitelikte. Hürriyet web sitesinin çoğu zaman güzel kadınları konuk ettiği "Foto Galeri"lerinden biri olan haberin metni "Filipinler’in Manila kentinde yapılan transseksüel güzellik yarışması ilginç görüntülere sahne oldu." cümlesinden ibaret. Metnin hemen altındaki "Fotoğraflar için tıklayın!" linkine tıkladığınızda ise yarışmaya katılan transseksüellerin çoğu kuliste hazırlanırlarken çekilmiş bikinili 13 fotoğrafına ulaşıyorsunuz. Habere gelen iki yorumda "Insanin inanasi gelmiyor.Hepsi de bir TIP HARIKASI. Kim birinci gelmis cok merak ettim.." ve "ay bunlar transeksüel mi simdi? valla hic belli olmuyor.bellerinin inceligi bile var yaa!!" ifadeleri yer alıyor.

Çoğunlukla seksi pozların yer aldığı fotoğraf galerine link veren haberlere magazin başlığı altında çok daha sık rastlanmakta. 19 magazin haberinin 11’inde böyle bir link bulunuyor. Bu 11 haberin biri hariç hepsinde konunun kahramanı ve dolayısıyla fotoğrafları sergilenenler lezbiyen olan/olduğu iddia edilen veya lezbiyen rolü oynayan ünlü kadınlar.

11 Ağustos’ta yayınlanan "Onun için kadınlardan vazgeçtim" başlıklı haberde Angelina Jolie’nin biseksüel olduğu ve hakkında ayrılık söylentileri çıkan Brad Pitt’le birlikte olmak için kadınlardan vazgeçtiği ve on yıl boyunca birlikte olduğu model Jenny Shimizu’yu terk ettigi yönündeki açıklamaları yer almakta. Habere gelen dört yorumdan birinde "böyle bir kadınla bir erkeğin nasıl evlenebileceği" sorgulanarak "piyasada düzgünü mü kalmadı" yorumu yapılmış. Bir başka yorumcu ise Brad Pitt’in yerinde olmak isteyeceğini ima etmiş. "Skandal görüntüleri satın aldı" başlıklı haberde (26 Ağustos) Dannii Minogue’un, Londra’daki bir striptiz barda bir kucak dansçısı ile öpüşürken çekilen lezbiyen görüntülerin telif hakkını satın aldığı" belirtilmekte. Habere gelen beş yorumdan ikisinde "rezillik", "pislik" gibi ifadeler yer alırken, diğer yorumlarda haber konusu bir "cinsel fantezi" unsuru olarak değerlendirilmekte ve Minogue’un öpüştüğü striptizciyle ilgili olarak "ben de öpeyim bir kere", kim bilir mekanda ne fıstıklar vardı, dayanamadı" gibi ifadeler kullanılmakta.

Foto galerili haberler arasında Şenay Akay ve Eşyan Özhim’in lezbiyen olduklarına ilişkin toplam dört haber yer alıyor. "Lezbiyen değilim" (27 Ağustos), "Lezbiyen sorusu kızdırdı" (30 Eylül), "Kardeşlerimi zor tutuyorum" (17 Ekim), "Ben de bir insan evladıyım" (18 Ekim) başlıklı haberlerde Akay’ın da Özhim’in de "haklarında çıkan lezbiyen dedikodularını" şiddetle yalanladıkları belirtiliyor.

Bir müzikal projesi çerçevesinde iki kadın oyuncunun rol gereği öpüşmesiyle ilgili "Rock öpücük" (9 Ağustos) ve "Öpüşme şovdan çıktı" (15 Ağustos) başlıklı iki haberde "lezbiyen iki kadını canlandıran Pamela ve Demet Evgar’ın dudak dudağa öpüştüğü" an üç fotoğrafla izleyiciye aktarılmış. Habere gelen 27 yorumun altısında oyuncularla öpüşmeyi bir "şans" olarak nitelendirmekten lezbiyenliğin tatminsizlikten kaynaklandığını iddia etmeye uzanan çeşitlilikte, bazıları gündelik hayatta taciz olarak algılanabilecek ifadeler yer almakta. Dokuz yorumda habere konu olan sahne ve oyuncularla ilgili olarak, "sapıklık", "mideleri kalkmıyor mu acaba", "Allah ıslah etsin" gibi doğrudan olumsuz ifadeler kullanılırken yedi yorumda bu sahnenin reklam amacıyla gündeme getirildiği belirtilmiş. Sadece iki yorumda söz konusu sahnenin gerçek değil, şovun bir parçası olduğu üzerinde durulmuş.

"Oscar’dan önce izlenme rekoru" (21 Eylül) başlıklı haberde de benzeri bir sahne konu edilmekte. "Nurgül Yeşilçay’ın "Yaşamın Kıyısında" filmindeki rol arkadaşı Patrycia Zlolkowska ile öpüştüğü sahne internette en çok izlenenler arasına giriyor." cümlesinden ibaret olan habere söz konusu sahnenin yer aldığı bir videoya ulaşabileceğiniz "İŞTE O SAHNE" linki ile yine o sahnenin bir fotoğrafı eşlik ediyor. "NEYİ OYNADIN YA.?ALT DUDAKTAN DİŞ ÇEKMİŞSİN.BASBAYAĞI...!", "FİLM İÇİN BİLE OLSA İĞRENÇ BİŞEY BU", "Nurgül Hanım başarılı bir oyuncu..ama ANNE olduğunu da unutmamalı bence.", "İşte sanat. Çocuklara ve gençlere iyi örnek oluyorlar." gibi ifadelerin yer aldığı 12 olumsuz yoruma karşılık dört yorumda Yeşilçay’ın başarılı ve cesur bir oyuncu olduğundan ya da filmin bir yana konup öpüşme sahnesinin tartışılmasının yanlış olduğundan söz edilmiş. Hepsi "Batı" kaynaklı olan yurtdışı haberlerine konu olan kişilere ilişkin olarak hem haberi kaleme alanların hem yorum yapanların daha net bir yargısı varmış gibi görünmekte. Hatta "Clare ile çok mutlu" (31 Ağustos) başlıklı haberde Robbie Williams’ın "eşcinsel olduğuyla ilgili iddialara gayet rahat bir şekilde yanıt verdiği" belirtilirken olduğu gibi yabancı ünlülerin bu konudaki "rahatlığı" kimi zaman şaşkınlık yaratmakta. Bu tür haberlere gelen yorumlarda da medeniyetin bir gereği yahut ahlaki çöküntünün bir sonucu olarak eşcinselliğin ve LGBTT kişilerin varlığı bir şekilde kabul edilmekte. Haberin konusu Türkiyeli bir ünlü olduğundaysa durum biraz daha karmaşık bir hal alıyor. Eşcinsel olduklarına ilişkin iddialar bulunan ya da böyle iddialar olmasa dahi – eşcinsel birini canlandıran, eşcinsel ilişki teklifi aldığını açıklayan vs.– Türkiye’deki ünlülere ilişkin yorumlara bakıldığında ağırlıklı olarak görülen dört yaklaşımdan söz edilebilir. Ünlülerin sürdürdükleri yaşam biçiminin yozluğunu vurgulayarak bunu eşcinsellikle bağdaştıran anlayış bunlardan biridir. Diğer bir yaklaşım, hayran oldukları kişilere eşcinselliği "yakıştıramama" halidir. Üçüncü yaklaşım ise bu tür haberlerin reklam için kullanıldığına veya –herhalde sıradan, "normal" vatandaşı ifade eden– "biz"i ilgilendirmediğine ilişkin yaklaşımdır. Bu üç olumsuz yaklaşımdan ayrı olarak, eşcinselliği doğuştan gelen bir özellik veya cinsel tercih/eğilim/yönelim olarak kabul eden bir dördüncü yaklaşım da azınlıkta olmakla birlikte mevcuttur.

Sonuç Yerine

Çalışmamızın yola çıkış amacı, üçüncü sayfa haberleri olarak nitelenen "şiddet ve suç" içeren haberlerde LGBTT kişilerin nasıl konumlandırıldığını ve buna bağlı olarak okuyucu yorumlarının bu konumlandırmaya eleştirel yaklaşıp yaklaşmadığını ortaya koymaktı. Hürriyet gazetesinin internet sitesinde yukarıda da belirttiğimiz anahtar kelimeler doğrultusunda karşımıza çıkan haberleri ve bu haberlere yapılan okuyucu yorumlarını incelediğimizde başlangıçtaki varsayımlarımızın büyük ölçüde doğrulandığını, eşcinselliğin çarpıtılmış ve basmakalıp imajlarla sunulduğunu gördük. Özellikle yorumlar söz konusu olduğunda, çalışmamızın girişinde değindiğimiz özcü ve yapıcı yaklaşımlar kendini göstermekte. Eşcinsellere "ne yapsınlar onlar da insan" gözüyle bakan (yani özcü) yaklaşımlar ile eşcinselliği toplumun belli bir kesimine özgü, yoz ve ahlaksız bir davranış biçimi olarak niteleyen (yani konstruksiyonist diyebileceğimiz) yaklaşım ön plana çıkmakta. Bir diğer baskın yorum çeşidi ise "alaycı" diye niteleyebileceğimiz okur yorumları.

LGBTT kişilerin konu olduğu haberlerin çok önemli bir kısmı dünya, magazin ve gündem haberleri olmak üzere, üç ana başlık altında toplanıyor. Bu durum heteroseksüelliği toplumsal bir norm olarak kabul eden heteroseksist anlayışın eşcinselliğe ve eşcinsellere yaklaşımı ile yakından ilgili. Eşcinsellik –çoğunlukla Batılı– yabancı ülkelerde veya ünlü insanların sefahat sürdüğü çevrelerde varlık gösteren eksantrik bir yaşam biçimi olarak kabul ediliyor. Orta ve alt sınıftan insanların hayatına ise eşcinsellik suç ve şiddet dolayımıyla girebiliyor ve böylelikle de eşcinsellik yine sıradan ve sahici insanların değil marjinal bir kesimin yaşam biçimi olarak sunuluyor. Bu yaklaşım sadece haberlerin dağılışında değil, haber metinlerinin satır aralarında ve okuyucu yorumlarında da kendini gösteriyor. Kabaca ifade etmek gerekirse eşcinsellerin ya ahlaki çöküntünün de eşlik ettiği müreffeh bir yaşantı sürdüğü ya da bir tür sapık olduğu ve eninde sonunda şiddetin öznesi ya da nesnesi olabileceği yargısı medya tarafından yeniden üretiliyor. Bu başlıklar altında yer almayan iki tür haber öne çıkıyor. Bunlardan ilki eşcinsellik temalı ya da eşcinselleri konu alan film ya da tiyatro oyunlarıyla ilgili kültür-sanat haberleri. Diğeri ise kahramanı eşcinsel olan/olduğu iddia edilen fakat eşcinsellikle ilgili olmayan haberler. Başka türlü söyleyecek olursak, örneğin bir işadamının ekonomiyle ilgili açıklamasında "Heteroseksüel işadamı 2007 enflasyonunu değerlendirdi." gibi bir ifade kullanılmazken, açıklamayı yapan eşcinselse yahut buna ilişkin iddialar varsa bu haberde bir şekilde belirtiliyor. Bu türden haberler de heteroseksist bakış açısının bir örneği olarak görülebilir.

Gündem başlığı altında yayınlanan haberlerde, genel olarak bu haberlerin öznesi ya da nesnesi olan travesti ve transeksüellerle fuhuş arasında doğrudan bir bağ kurulduğu görülüyor. Bu kişiler ya fuhuş neticesinde uğradıkları bir saldırının kurbanı olarak, ya fuhuş yaparken yakalanan suçlular olarak ya da fuhuş dışında başka iş imkânları talep eden kişiler olarak haber konusu olmakta. Haberin ele alınışına bağlı olarak yorumlar da çeşitlilik göstermekte. Travestilerin sosyal hak talepleri söz konusu olduğunda bu durumu sistemin sorunu olarak tanımlayan ve travesti/transseksüellerin fuhuş dışındaki iş kollarında istihdam edilmesini destekleyen yorumlar artış gösterirken bu kişilerin fuhuş ve şiddetle bağlantılı olarak konu edildiği haberlerde her ne kadar bu durum "biyolojik" ya da "Allah tarafından" kendilerine verilmiş bir tür hastalık olarak tanımlansa da yorumlar "su testisi su yolunda kırılır"dan hakarete kadar giden olumsuz bir yelpaze çizmekte. Bu haberlerde, tehdit ve gasp gibi can güvenliğini tehdit eden bir konunun ele alınmasına karşın yorumcuların travesti ve transseksüelleri "mağdur" olarak konumlandırmadığını görmekteyiz.

Dünya başlığı altında yer alan haberlerde politik doğruculuğa daha yakın bir haber dili olduğunu söylemek mümkün. Genellikle "önemli" kişilerin eşcinselliği veya bu yöndeki iddialar, yabancı ülkelerde eşcinselliğe yönelik yaklaşımlar, açıklamalar ve magazinel boyutu daha ön planda renkli haberlerden oluşan dünya haberlerinde travesti ve transseksüel kelimeleri yerine eşcinsel kelimesinin –ve sayısal olarak onu izleyen gey ve lezbiyen kelimelerinin– daha sık kullanılması bu başlık altındaki haberlerde yer alan mutedil yaklaşımı göstermekte. Özellikle Batı kaynaklı haberlerde eşcinselliğin ve buna gösterilen toleransın medeniyetin ve çağdaşlığın bir "gereği" olarak algılandığı görülüyor. Buradaki gerek kelimesi önemli; zira eşcinsellik kendi başına olağan karşılanacak bir hal değil, ancak medeniyet ve çağdaşlıkla beraber kabul edilmesi "gereken" bir şey. Dünya haberlerine gelen yorumlarda iki tür yaklaşımdan söz etmek mümkün. Haberlere de sinen modernleşmeci, çağdaşlığa özlem duyan yaklaşımın kerhen "hoşgördüğü" bir eşcinsellik anlayışı bunların ilki. Buna göre Batı ülkeleri o kadar çağdaş ve demokratik ki, eşcinselliği "bile" tolere edebilmekte. Bir diğeri ise Batı’yı ahlaksızlık ve yozlaşmayla özdeşleştiren muhafazakâr yaklaşım. Bu görüşü taşıyan yorumlarda da her türlü "rezilliğin" görüldüğü Batı’da eşcinselliğin var olmasının da şaşırtıcı olmadığı ifade edilmekte.

Magazin haberleri arasında en sık kullanılan anahtar kelime lezbiyen. Bu haberlerin çoğunun kahramanı kadınlar. Eşcinsel olan, olduğu iddia edilen, böyle bir rol oynayan ya da bu konuyla ilgili bir açıklama yapan genelde güzel kadınların, hatta bir örnekte olduğu gibi transseksüellerin, çoğu dekolte kıyafetli veya seksi pozlarının yer aldığı foto galeriler bu haberlerin yarısından fazlasına eşlik ediyor. Böylelikle eşcinselliğe ilişkin bambaşka –ve diğer baskın yaklaşımlar göz önünde bulundurulunca oldukça ikiyüzlü– bir yaklaşımla karşılaşıyoruz: Eşcinselliği bir fantezi unsuru olarak gören yaklaşımla. Foto galerilerle ya da haberin başlığı ve metin içindeki ifadelerle okuyucunun cinselliği kışkırtıldığında yorumlarda bu doğrultuda bir değişiklik gözlemleniyor ve kimi zaman gündelik hayatta kullanıldığında pekala cinsel taciz olarak değerlendirilebilecek ifadeler kullanılıyor.

Okuyucu yorumları amaçlandığının veya zannedildiğinin aksine neredeyse hiçbir zaman haberi içerik yahut biçim olarak değerlendirmeye yönelik değil. Okuyucuların (çok az sayıdaki istisnalar bir yana konulursa) haberlere neredeyse hiçbir zaman eleştirel yaklaşmadığı görülüyor. Haberde yer alan bütün veriler okuyucu tarafından doğru kabul edilmekte ve bu doğrultuda yorum yapılmakta. Habere yönelmeyen eleştiriler ya habere konu olan duruma/kişiye yahut diğer yorumlara yönelmekte. Okuyucu yorumları çerçevesinde yaratılan interaktivitenin haberci ile okur arasında olmaktan çok okurlar arasında gerçekleşiyor. Bu anlamda yorumlar çerçevesinde bir tür kamusal alandan bile söz edilebilir. Eşcinsellik bağlamında bir tür hak savunuculuğunun veya tam tersi bir eşcinsel karşıtlığının okur yorumları üzerinden gerçekleştirildiğini –özellikle de konuyla bağlantılı hemen hemen her habere yorum yapan bazı kullanıcılar düşünüldüğünde– gözlemledik.

Haberlerle yorumlar arasındaki ilişkide, tam bir korelasyondan bahsedilemese de, önemli bir paralellik söz konusu. Yorumlar, haberin tonu, konusu, kullanılan başlık ve ifadeler, hatta haberin geldiği kaynak ve altında yer aldığı başlığa göre değişiklik arz etmekte. Örneğin eşcinsellik ve bunun kamuya açıklanmasının genellikle medeniyetle ilişkilendirildiği ve daha ılımlı yorumlar alan dünya haberlerinde eğer haber eşcinsel ilişki teklifiyle ilgili ise olumsuz yorumlar ağırlık kazanmakta. Haber metninde kullanılan dil ve ton sertleştiğinde yorumlar da sertleşmekte, suç ve şiddetle ilişkili gündem haberlerinde olumsuz yorumların sayısı artmakta. Aynı konuyla ilgili ve neredeyse birbirinin aynısı haberlerde başlık değiştiğinde gelen yorumların niteliği de buna uygun olarak değişmekte. Fakat burada bir başka faktörden de bahsedilebilir. Özellikle haberin yer aldığı bölüme göre yorumlarda görülen değişikliklerde haberin yorumu etkilemesinin yanı sıra gazeteyi internet üzerinden takip etmenin doğurduğu yeni okuyuculuk tipinin de etkili olduğunu düşünüyoruz. Yani dünya haberine farklı gündem haberine farklı yorum yapan insanların var olması kadar, dünya haberlerini okuyup yorum yapan ve gündem haberlerini okuyup yorum yapan farklı okur profillerinden kaynaklanan bir farklılığın söz konusu olması da muhtemel.

Çalışmamızda yer alan çok sayıdaki örnekte de görüldüğü gibi LGBTT kişilerin toplumsal alanda uğradıkları ayrımcılık medyada da kendini göstermekte, üstelik bu haliyle medya toplumdaki ayrımcılığı yeniden üreten bir unsur haline gelmekte. Heteroseksüelliği bir toplumsal norm olarak kabul etme eğilimi, aşağılamadan hoşgörüye, lanetlemeden alaya uzanan bir çeşitlilik gösterse de medyada da esas itibariyle değişmeden muhafaza ediliyor. Dünyadaki pek çok örneği gibi Türkiye’deki etik kodlara da aykırı olan bu durumun salt gazetecilik alanında yürütülecek bir çabayla ya da bu tür ahlaki ilkelerle değişebilmesi de zor görünmektedir; zira sorun basitçe bir gazetecilik meselesi değil, toplumda kökleşmiş bir anlayışın ürünüdür. Buna karşı, toplumsal cinsiyetin toplumsal hayatın örgütlenmesinde merkezi bir konuma sahip olmadığı bir toplum anlayışını örgütlemek gerekir. Bunun için, başta lezbiyen/gey özgürlük hareketine ve kadın hareketine büyük iş düşmektedir. Mücadele alanlarının en önemlilerinden birinin de medya olduğu düşünülürse, Türkiye’de yeni yeni örgütlenmeye başlanan lezbiyen/gey örgütlerinin ve kadın hareketinin hâlihazırdaki medyayı izlemeye dönük girişimleri bu açıdan olumludur ve desteklenmesi gerekir. Fakat ayrımcılığın temelleri çok daha derindedir ve bunun aşılması için toplumun her kesiminde ve çok farklı alanlarda uğraş vermek gerekmektedir. Unutulmaması gerekir ki, özgür rızaya dayalı ve katılan tüm taraflara mutluluk veren cinsel aktivitenin başka bir meşruiyet kaynağına ihtiyacı yoktur.

(1) MONDIMORE, Francis Mark, Eşcinselliğin Doğal Tarihi, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1999, s. 25.

(2) MONDIMORE, Francis Mark, Eşcinselliğin Doğal Tarihi, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1999, s. 30.

(3) HASLAM Nick, LEVY Sheri R. « Essentialist Beliefs About Homosexuality : Structure and Implications for Prejudice », in Personality and Social Psychology Bulletin, Vol. 32, No. 4, Nisan 2006, s. 471-485 (s. 472).

(4) MONDIMORE, Francis Mark, age, s. 45-46.

(5)HASLAM Nick, LEVY Sheri R., agm., s. 472.

(6) Dördüncü Enternasyonal XV. Dünya Kongresi Kararları, Direnişler, Yazın Yayıncılık, İstanbul 2005, s. 143.

(7) Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi E Bendi 3. Madde.

(8) Cümledeki bozukluk haberin kendisinde bulunduğu için değiştirilmeden korunmuştur.

Etiketler:


 

Yazara Mesaj Gönder
yorumlar [toplam 0 yorum] yorum yaz
henüz yorum yazılmamış.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.