ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
düşmanlık, tehdit aşağılama/düşmanlık/hedef gösterme aşağılama unsuru olarak kullanma Küfür / Hakaret / Aşağılama- Abartma / Yükleme / Çarpıtma saptırma, hakaret etme dışlama çarpıtma,düşmanlık asagilama doğal kimlik öğresinihakaret unsuru olarak kullanma iftira cins ayrımcılığı düşmanlık/savaş söylemi Rum
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  raporlar  
 
İnternet ortamında nefret söyleminin varlığı
Alternatif Bilişim Derneği 12.12.2013
Alternatif Bilişim Derneği

Sıradan insanın çevresinde tanık olduğu ve haber niteliği taşıdığını düşündüğü materyalleri Twitter, Facebook, YouTube, bloglar gibi sosyal medya ortamlarında paylaşması sonucunda ortaya çıkan yurttaş gazeteciliği ile birlikte evrilen gazetecilik, geleneksel medyada veya anaakım medyada temsil edilmeyen kimliklerin ve olguların temsil edilmesine olanak vermekte ve bu anlamda toplumların demokratikleşmesine olumlu bir katkı yapmaktadır. Ancak öte yandan bu yeni medya ortamlarında, bizatihi kullanıcılar tarafından fütursuzca üretilen olumsuz içerik örneklerinin yanı sıra geleneksel medyada rastlanan olumsuzlukların (erkek egemen söylem, temsil sorunları, nefret söylemi, vb.) yeniden üretildiği ve yeni medya ortamlarının bu olumsuz içeriklerin yayılımını kolaylaştırdığı gözlenmektedir. Diğer bir deyişle yeni medya ortamları bir yandan demokratikleşme için diğer yandan da nefret söylemi gibi olumsuz pratikler için alternatif ortamlar sunmaktadır. Özellikle mobil iletişim araçları sayesinde, yeni medya ortamlarına her an her yerde kolaylıkla ulaşılabiliyor olması nefretin de mobil hale gelmesine neden olmakta ve bu bağlamda İnternet ortamlarındaki kimlik performansları nefret performanslarına dönüşmektedir. Geleneksel ve yeni medya ortamlarında dolaşıma giren, çoğunlukla önyargı ve negatif stereotiplerden kaynaklanan nefret temelli söylemsel pratikler, nefretin sıradanlaşmasına, normalleşmesine ve sonucunda da kanıksanmasına yol açmakta ve bu durum, en uç noktada nefret suçlarına kadar gidebilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Böylelikle toplumsal yaşamda gündelik hayatta karşılaşılan fiziksel, duygusal ve cinsel şiddetin yanına bir de dijital şiddet eklenmektedir (Özarslan, 2013)[60].

Ocak-Kasım 2013 tarihleri arasında Türkiye’de İnternet ortamında üretilen nefret söyleminin ele alındığı bu bölümde öncelikle bu dönemde Türkiye’nin gündeminde olan ve geleneksel medyada öne çıkan bazı önemli olaylara/ifadelere bakılmış, bu olayların/ifadelerin İnternet’teki farklı ortamlarda nasıl algılandığı üzerinde durulmuştur. Geleneksel medyada olduğu gibi İnternet ortamında da önyargılı, provokatif, ırkçı ve ayrımcı dil kullanıldığına tanık olunmuştur. Türkiye’deki ekonomik, sosyal ve kültürel çatışmalar sonucunda ortaya çıkan toplumun farklı kesimlerindeki kutuplaşmaların İnternet ortamında daha da keskin bir şekilde sürdürüldüğü, İnternet ortamında her kullanıcının iletisi ile yeniden üretildiği ve kişilerin ya da grupların kendisinden farklı olana -“öteki”ne- yönelik tahammülsüzlüğünün giderek arttığı gözlenmiştir. Genellikle “taraftarlık” ruhuyla hareket edilen gerçek yaşamdaki siyasi ortamda karşıt gruba yönelik siyasi üstünlük sağlama çabaları aynı şekilde İnternet ortamındaki politik atmosferi de belirlemektedir. Tarafların birbirlerinin ifadelerini referans alarak yürüttüğü siyasi söylemlerde, İnternet ortamının verdiği sanallık ve özgürlük sayesinde, tarafların kimi zaman bilinçli kimi zaman da bilincinde olmadan abartma, çarpıtma, karalama, aşağılama, itibarsızlaştırma, hakaret ve hatta küfre varan ifadeleri daha rahat kullandığı görülmektedir. Buna ek olarak gerçeğe dayanmayan ya da abartılı bilgilerin çok da sorgulanmadan dolaşıma girmesi İnternet ortamlarındaki siyasi atmosferde belirleyici olabilmektedir. Tüm bunlar, geleneksel medyada sıklıkla kullanılan ayrımcı dil sonucu toplumun farklı gruplarına mensup olan ya da olduğu varsayılan kişi ya da kişilere yönelik düşmanca algı ve tutumların İnternet ortamlarında sıradan insanlar tarafından da üretildiğini/tekrarlandığını göstermektedir. Diğer bir deyişle bir yandan geleneksel anaakım medyanın İnternet ortamlarındaki nefret söylemini tetiklediği, diğer yandan da İnternet ortamlarının kendine has dinamikleri nedeniyle daha rahat üretilen ve dolaşıma giren nefret söyleminin hem anaakım medyayı hem de gündelik hayatı olumsuz etkilediği görülmektedir. Politikacıların da zaman zaman nefret içeren söylemler üzerinden politika yapmaları ve totaliter yaklaşımları, eyleyemeyen insanları söylemeye itmekte ve manipülasyona açık olan İnternet ortamı bir uzlaşı zemini olmak yerine kutuplaşmış grupların nefret ürettiği bir zemin haline gelebilmektedir. Ayrıca gerek geleneksel medyada gerekse yeni medya ortamlarında nefret söyleminin yaygınlaşması, nefreti gündelik hale getirmekte, normalleştirmekte ve kanıksanmasına neden olmaktadır. Bu noktada nefret suçlarını önceleyen nefret söylemi ile mücadele aciliyet kazanmaktadır.

Ocak-Kasım 2013 döneminde etnik kökene, dini kökene, politik gruplara, kadınlara ve LGBT bireylere yönelik nefret söylemi açısından öne çıkan bazı olayların/olguların İnternet ortamlarındaki tezahürleri ve İnternet ortamlarında nefret söylemi ile mücadele örneklerinden bazıları şöyledir:

Politik grup/etnik kökene yönelik nefret söylemi: Şubat 2013’de bazı BDP’li milletvekilleri çözüm sürecine destek amacıyla Karadeniz illerine gitmiş ancak Sinop ve Samsun’da çıkan olaylar nedeniyle Karadeniz turu iptal edilmiştir. Milletvekillerinin Karadeniz’e gitmesi, Twitter, Facebook, YouTube gibi sosyal medya ortamlarında küfür, hakaret içeren sözcüklerle tartışılırken, haber sitelerindeki okur yorumlarında da benzer nefret söylemi örnekleri hatta nefret suçuna davetiye çıkaran tehditler hiçbir moderasyon müdahalesi olmaksızın yayınlanabilmiştir.

İsrail ve Yahudiler de geleneksel medyada olduğu gibi İnternet ortamlarında hedef alınan gruplardan olabilmektedir. İslami Yardım Vakfı İHH Başkanı Bülent Yıldırım, 10 Ekim 2013’de attığı tweet’te, 2010′da Mavi Marmara Gemisi olayıyla ilgili olarak Türkiye’de yaşayan Yahudi yurttaşları hedef haline getirmiştir. “Gemide bize saldıranlar arasında Türkçe bilen Türkiye’de yaşayan siyonist Yahudiler vardı. Bunların hesabını verecekler.” Yine Taksim Gezi Parkı protestolarının dış odaklar tarafından örgütlendiği iddiası ve “faiz lobisi” söylemi Yahudi lobisinin hedef alınmasına neden olmuştur. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Ahmet Atan’ın Gezi eylemleri ile ilgili olarak “Yahudi, Ermeni ve Rumsanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum. Lütfen soyunuzu araştırın” şeklindeki ırkçı tweeti, Yahudi, Ermeni ve Rumlara yönelik nefret söylemi örneğidir. Yine geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Hrant Dink cinayeti ve Hocalı olayları üzerinden Ermenilere yönelik nefret söylemi üretilmiştir.

Yabancılara ve göçmenlere yönelik nefret söylemi: 2013’de iktidar ve muhalefet Türkiye’ye yerleştirilen Suriyeli göçmenler üzerinden sert bir tartışma yürütmektedir. Benzer bir kutuplaşmanın İnternet ortamlarında da yaşandığı gözlenmiş ve Suriyeli mültecilere yönelik nefret söyleminin İnternet’te yayıldığı görülmüştür. Özellikle Suriyeli mültecilere üniversite sınavına girmeden üniversiteye girebilme hakkı verilmesi sosyal medyada gündem olmuş ve kullanıcıların nefret içeren ifadeler kullandığı görülmüştür. Örneğin Ekşi Sözlük’te “türkiye'de suriyeli istemiyoruz kampanyası” şeklinde bir başlık açılmış, 38 sayfalık başlıkta bunun ayrımcılık olduğunu belirten girişler kadar yabancı düşmanlığını teşvik eden girişlerin bulunduğu tespit edilmiştir.

Kadınlara yönelik nefret söylemi: Geleneksel medyanın erkek egemen dili neredeyse başından beri kadınları eksik/yanlış temsil, ayrımcı dil ve nefret söyleminin hedefi haline getirmiştir. Bu söylem gerek çevrimiçi medya içeriklerine yapılan yorumlarda gerekse sosyal medya ortamında yeniden üretilmekte hatta içerdiği nefret söyleminin tonu da artmaktadır. Örneğin TRT 1’de yayınlanan bir iftar programına katılan Ömer Tuğrul İnançer’in hamilelere yönelik ayrımcı söylemi ne programın sunucusunun müdahalesine uğramış ne de düzenleyici kurumlar tarafından uyarıya konu olmuştur. Söz konusu tartışmaların dozu sosyal medyada daha da artmış, Twitter’da #direnhamile etiketi (hashtag), Ekşiszlük’te “Ömer Tuğrul İnançer”, “yolda hamile kadın görünce rahatsız olan dinci”, başlıkları altında sert tartışmalar yaşanmıştır. Bu ortamlarda hamilelik/kadın bedeni ve din üzerinden kutuplaşma yaşandığı ve tarafların birbirlerine karşı nefret söylemi ürettiği gözlenmiştir.

Yine son dönemde siyasi ve sosyal olayları soyunarak protesto eden bir kadın örgütü olan Femen’in Türkiye’ye gelişi gerek anaakım medyada gerekse sosyal medyada önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Ancak Femen’e karşı tepkiler kullandıkları yöntemin eleştirisinden çıkıp yabancı düşmanlığına, kadına ve kadın bedenine hakarete dönüşmüştür. 30 Ekim 2013 tarihinin trending topic’lerinden (popüler başlık) biri #Femen_Türkiyeden_Defol’dur.

2013 boyunca Türkiye’deki cinsel tecavüz vakalarıyla ilgili olarak yıl boyunca zaman zaman tecavüzcünün tutuklanmaması ya da serbest bırakılması, toplumda gerginliklerin artmasına neden olmuştur. Bir insanlık suçu olan tecavüzlere karşı ses çıkarmak ve toplumsal farkındalığı yükseltmek için İnternet ortamlarında duygu ve düşünceler paylaşılmıştır. Yıl boyunca kamuoyu vicdanını rahatsız eden herhangi bir tecavüz olayında kişiler örneğin Twitter’da #tecavuzleresessizkalma, #cocuktecavuzuneson, #kadınasiddeteson, #kadınkıyımınasonver, #tecavuzculerserbestbirakılmasinsessizkalma etiketleri altında duygularını paylaşmıştır. Yine gündemi oldukça meşgul eden Sara Sierra cinayeti ile ilgili olarak Ekşi Sözlük’te ve Twitter’da bu konu ile ilgili açılan etiketlerde (örneğin #saraisierra) komplo teorilerinin üretildiği görülmektedir. Buna ek olarak Gezi Parkı eylemlerine katıldığı için tutuklanan Elif Kaya, Şakran Kadın Cezaevinde tacize uğramış, taciz güvenlik kameraları tarafından kaydedilmiştir. Tacize karşı dava açan Elif Kaya için #tacizedirenenelifiyanlızbırakma etiketi açılmış ve destek tweet’leri yazılmıştır.

Kadın bedenin İnternet ortamlarında gündem olduğu bir başka olay ise Bakan Hüseyin Çelik’in sunucu Gözde Kansu’nun dekolte kıyafeti ile ilgili ifadeleridir. Bunun üzerine Twitter’da #direndekolte, #direngozdekansu gibi etiketler açılmıştır. Sunucunun işten atılması üzerine sunucuya destek eylemleri sosyal medya üzerinden organize edilmiştir. Gündelik hayatta kadına yönelik nefret söylemi ve suçlarına karşı yeni medya ortamlarında yürütülen farkındalık kampanyaları olarak değerlendirilebilecek bu pratikler, yeni medya ortamlarının nefret söylemi ile mücadelede de etkin olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

LGBT bireylere yönelik nefret söylemi: Medya izleme gruplarının raporlarında görülmüştür ki LGBT bireylere yönelik nefret söylemi ülke gündemine bağlı kalmaksızın sürekli olarak özellikle muhafazakâr medyada kendine yer bulabilmektedir. Buna müdahale edilmeyen okur yorumları da eklendiğinde bu bireyleri hedef alan nefret söyleminin hem sayı hem de nicelik bakımından ciddi boyutlarda olduğu söylenebilir.

Bunu bir örnekle somutlaştırmak durumun ciddiyetinin anlaşılması açısından yararlı olabilir. Habervaktim adlı site düzenli olarak LGBT bireyler ve etnik/dini kökenleri hedef alan nefret söylemi örnekleri yayınlanmaktadır. 4 Şubat 2013 tarihinde yayınlanan “BDP'den 'Ahlaksızlık Terörü'ne De Destek”[61] başlıklı haber bunların en çarpıcı olanlarından biridir. Haberde LGBT bireyler “sapkın” olarak nitelendirilirken habere konu TSK Disiplin Suçları Kanunu’nda değişiklik talep eden Kaos GL Derneği’ne destek veren BDP de terör destekçisi olarak tanımlanmıştır. Haberdeki ton okur yorumlarında daha da uç boyutlara taşınabilmiştir.

Diğer tarafta sosyal medya da bu konuda nefret söylemi örnekleri ile doludur. Örneğin cinsiyet değiştirme ameliyatı olan oyuncu Nil Erkoçlar’ın (Rüzgar Erkoçlar) durumu, Ekşi Sözlük’te “Rüzgar Erkoçlar” başlığı altında ele alınmıştır. Buradaki bazı ifadeler olayı insan hakları temelinde ele alırken bazı ifadeler nefret söylemi içermektedir. Twitter’da açılan #ruezgarerkoclar etiketinde ise bir birey üzerinden adeta tüm LGBT bireylere yönelik hakaret ve nefret söylemi örneklerine rastlanmıştır. Bunların pek çoğunun esprili içerik üretmek adına kullanılması dikkat çekicidir. Mesela her iki sosyal medya ortamında da cinsiyetçi dil, örneğin sözü edilen kişinin “yakışıklı”lığı ya da cinsel yönelimi komiklik üzerinden sıkça vurgulanmıştır.

Buna karşın İnternet ortamları LGBT bireylere yönelik nefret cinayetleri konusunda farkındalık yaratmak için olumlu bir zemin de olmuştur. Örneğin, Temmuz 2013 boyunca Gaye, Dora, Doğa, Özge isimli 4 trans bireyin öldürülmesi nedeniyle Twitter’da #transcinayetlerinedurde, #transfobioldurur, #transcinayetlerinesescikar, #transcinayetleripolitiktir etiketleri açılmıştır. Yine 2008’de eşcinsel olduğu için babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın davasının olduğu Temmuz 2013’de #nefretcinayetlerinedurde etiketi altında paylaşımlar yapılmıştır.

Dini inanç ve mezhep temelli nefret söylemi: Nisan 2013’de besteci ve piyanist Fazıl Say’ın, Twitter üzerinden paylaştığı Ömer Hayyam rubaisinde "dini değerleri alenen aşağıladığı" iddiasıyla açılan davada suçlu bulunması öncelikli olarak nefret söylemiyle mücadele için oluşturulmuş bir yasa maddesinin (TCK 216) amacından farklı olarak düşünce özgürlüğünü kısıtlamak için kullanımının yeni bir örneği olarak kayıtlara geçmiştir. Karar tanımı konusunda kafaların henüz net olmaması nedeniyle ülkeyi nefret söyleminin kapsamı hakkında da ikiye bölmüştür. Dolayısıyla konu sosyal medyada da yoğun biçimde tartışılmıştır. Say’ı destekleyenler ve protesto edenlerin kutuplaştığı hem Say’a karşı hem de birbirlerine karşı nefret söylemi ürettikleri görülmüştür. Bkz: #direnFazılSay, #direnHayyam. Ekşi Sözlük: “Fazıl Say”, “Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası verilmesi”, “Fazıl Say’ın 1,5 yıl hapis istemiyle yargılanması” “Müslümanların piyanodan nefret etmesi” vb. Benzer şekilde 2012’de Hz. Muhammed’e hakaret ettiği gerekçesiyle Mayıs 2013’de 13,5 ay hapis cezasına çarptırıldığı haberi üzerine Sevan Nişanyan 2012’de olduğu gibi 2013’de de yine sosyal medyada nefret söyleminin hedefi haline gelmiştir: Bkz: #sevannisanyan. Peygambere hakaret içeren bir başlık açtığı gerekçesiyle Ekşi Sözlük de Twitter’da hedef alınmıştır: #soysuzekşisözlük, #haddinibilsoysuzekşi, #ekşisözlükkapatılsın.

Son olarak Ankara Tuzluçayır’da cami-cemevi projesinin protesto edilmesiyle Alevilere yönelik nefret söylemi de ilgili dönemin kayıtları arasında yerini almıştır. Bu kayıtlar arasında çeşitli forum gönderileri de bulunmaktadır[62]. Özellikle gündemde yer alan ve farklı inanç ya da etnik aidiyetlere sahip grupları ilgilendiren konularla ilgili yorum ve gönderilerde, sıklıkla üzerine konuşulan konun dışına çıkılarak, kutuplaşmalar artmakta ve bu doğrultuda çevrimiçi ortamların nefret söylemi üretimi/dağıtımı/yayılımı için bir uzam olarak kullanıldığı söylenebilmektedir. Bununla birlikte Alevilerin protestoları da sosyal medya ortamlarına taşınmış ve #alevilerdireniyor, #direntuzluçayır, #İzettinDoğanİstifaet etiketleri altında paylaşımlar yapılmıştır.

Engellilere yönelik nefret söylemi: Aralık 2012’nin son günlerinde AKP Malatya İl Gençlik Kolları Üyesi Melik Birgin, Twitter hesabından İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e “Allah bir bacağını almış, hâlâ küfürden uyanmazsın, nedir bu inatçılık!” şeklinde ayrımcılık ve nefret içeren Twitter mesajı göndermiş ve mesajın yankıları 2013 başında da devam etmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Şafak Pavey, Başbakan Erdoğan’a mektup yazmış ve kendisi hakkında ayrımcı tweet atan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üyesinin görevden alınmasını istemişti. “İslam’a karşı nefret suçu için BM’ye başvuracağınızı açıklamalarınızdan öğrendim. Ancak partinizin yerel bir üyesinin küstah tweet’ine karşı bir uygulama yapmazsanız, insanlığa karşı işlenmiş suçlardaki en güçsüz ve en sessiz çoğunluğa karşı ahlaki borcunuzu yerine getirmeyip, sadece sempati bağlarınız olan nefret suçu mağdurlarına karşı hassasiyet gösterdiğinizi düşüneceğim. Sizden ricam şahsımda kimlik olarak temsil edilen ülkemin bütün engellileri adına AKP Malatya Gençlik Kolları MYK üyesi ayrımcı fanatiği görevinden, tam da bu nedenle almanız... Belki bunu yaparsanız nefret suçlarına karşı tavizsiz bir samimiyet başlangıcını seçmeninize gösterebilir ve bundan sonra partinizde bu tür yaklaşımlarda bulunanlara karşı insanlığın ortak değerleri konusundaki yaklaşımınızı sunmuş olursunuz.”

Gezi Parkı Eylemleri sürecinde artan nefret söylemi: İnternet ortamında Gezi Parkı protestolarına ilişkin çok sayıda paylaşım yapılmıştır. Özellikle sosyal medya ortamlarında net bir kutuplaşma olduğu görülmüştür. Politikacıların protesto gösterilerine ve gösterilere katılanlara dair söyledikleri üzerinden şekillenen tartışmalarda taraflar arasında zaman zaman küfürleri de içeren nefret söylemlerine rastlanmaktadır. Ancak öte yandan Gezi süreci İnternet ortamlarında nefret söylemine yönelik farkındalık yaratılması konusunda da katkıda bulunmuştur. Ayrımcı, cinsiyetçi dil ve/veya küfür içeren ifadelerin paylaşılmaması yönünde çağrılar da yapılmıştır. Kimi zaman da olumlu olmayan ve hatta aşağılamak amacıyla politikacılar tarafından kullanılan ifadeler, hedef alınan grup tarafından bir kimlik olarak benimsenmiş ve hatta sosyal medya profil ismi olarak kullanılmıştır. Örneğin “çapulcu.” Bu durum da nefretin her zaman amaçlandığı gibi işlemediğini ortaya koymaktadır. Gezi Parkı protestoları döneminde bazı ünlülerin de bu protesto gösterilerini desteklemesi, bazı gazetelerin bu kişileri hedef göstermesi, sosyal medyada da hedef haline gelmelerine neden olmuştur. Örneğin Mehmet Ali Alabora’ya yönelik #mehmetalialaborasilivriye etiketi üzerinden linç kampanyası başlatılmasıyla #direnMehmetAliAlabora ve #direnMemetAliAlabora, #MemetAliAlaboraCANdır, #memetalialaborayanındayız, #memetalialaboraonurumuzdur etiketleri üzerinden tarafların birbirlerine saldırdıkları gözlenmiştir. Oyuncu Levent Üzümcü için de benzer etiketler üzerinden linç kampanyası yapılmış ve oyuncuyu destekleyenler de yine benzer etiketler kullanmıştır: #haddinibilLeventÜzümcü ve #LeventÜzümcüCandır, #LeventÜzümcüonurumuzdur.

Burada altı çizilmesi gereken bir diğer tespit ise bazı siyasetçilerin Twitter mesajlarıyla ya da açmış oldukları etiketlerle tartışmaların tansiyonunu yükseltmesi, nefret söylemine yol açabilecek tartışmaları tetiklemesidir. Örneğin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Gezi protestocularını hedef alan #VatanHainiGeziciler, #HainlerOkmeydanında gibi etiketleri desteklemesi ya da BBC Muhabiri Selin Girit’i #INGILTEREADINAAJANLIKYAPMASELINGIRIT etiketiyle hedef göstermesi, bu etiketler altında yorum yazanları cesaretlendirmiştir. Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç'ın Türkiye'nin 2020 Olimpiyatları'nı kaybetmesinin ardından attığı "Kına stokları tükenmiş!" tweeti de tartışmaları alevlendirmiş, karşılıklı açılan etiketlerde taraflar birbirilerini “vatan hainliği” ile suçlarken diğer taraf #AldınızmıOlimpiyatı gibi etiketlerin altında zaman zaman hakaret dozunu epey yükseltmiştir.

Nefret içerikleriyle ilgili olarak Twitter etiketler üzerinden farklı düşünen kesimlerin sözlerini birbirine taşımasına ve bu yolla karşılıklı nefret söylemi üretiminin görünür biçimde bulunmasına olanak tanımaktadır. Belirtmek gerekir ki farklı görüşlere ait içeriklerin bir arada bulunduğu pek çok yeni medya aracında/ortamında/uygulamasında bizatihi kullanıcılar tarafından nefret söylemi üretimi sıklıkla görülmektedir. Ne var ki Facebook gibi, bir sayfa sahibinin ya da yöneticisinin olduğu ve belirli bir görüşü temel alan içeriklere yönelik ortamlarda, oluşturulmuş sayfa içeriğine karşı çıkan kullanıcılar tarafından üretilen içeriklerin büyük bölümü, sayfanın sahibi/yöneticisi tarafından ortamdan kaldırılmaktadır. Karşıtlık, kutuplaşma ve ötekileştirme pratiklerinin yayından kaldırıldığı Facebook benzeri ortamlarda üretilen nefret söyleminin takip edilebilmesini güçleştirmektedir. Ancak geriye dönük takibin çoğunlukla yapılamıyor olması, bu ortamların nefret söyleminden arındırılmış ortamlar olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle toplumsal niteliği olan Facebook grup ve sayfalarında üretimine başlanan nefret söylemi, daha sonra bireysel hesaplar üzerinden karşılıklı biçimde devam edebilmektedir. Farklı görüşteki içeriklerin bir arada bulunduğu forum gibi uygulamalarda ise, uygulamada moderasyonun bulunup bulunmaması ya da moderasyonun düzeyi ve moderatörlerin kendi görüşleri nefret söylemi barındıran içeriklerin ortamda “asılı” kalabilmesine sebep olabilmektedir.

Yukarıda kapsamlı olarak farklı nefret söylemi türlerini örneklerle somutladık. Bu bulguları değerlendirecek olursak; Ocak-Kasım 2013 tarihleri arasında Türkiye’de İnternet ortamında üretilen nefret söyleminin kaynağının çoğunlukla nefret dili ve ayrımcı söyleme sıkça yer veren muhafazakâr yayın çizgisine sahip haber siteleri ve onlara gelen okur yorumları ile sosyal medya olduğu tespit edilmiştir. Haber kaynakları geleneksel medyada olduğu gibi çoğunlukla etnik/dini köken, politik grup ve cinsel yönelim nedeniyle nefret söylemine başvururken bazen bu grupların birden fazlasını birlikte hedef alabilmektedir. Türkiye'de haber kaynaklarının okur yorumları kısmı çoğunlukla moderatör denetimindedir. Ancak çoğu zaman küfür, nefret, hakaret içeren yorumlar moderasyon müdahalesiyle karşılaşmadan yayınlanabilmektedir. Ayrıca konuyla ilgili yaptığımız genel bir tarama sonucuna göre Türkiye’de İnternet haber sitelerine yorum ekleme sürecinde ayrımcı söylem, nefret söylemine ilişkin herhangi bir uyarı bulunmamakta, bazı haber sitelerine üyelik gerekmeden doğrudan yorum eklenebilmektedir. Sosyal medyada ise gündemle ilişkili olarak tartışmalar, politik kutuplaşmanın da etkisiyle, taraftarlık düzeyinde yürütülmekte, İnternet ortamının verdiği sanallık ve özgürlük sayesinde, tarafların kimi zaman bilinçli kimi zaman da bilincinde olmadan abartma, çarpıtma, karalama, aşağılama, itibarsızlaştırma, hakaret ve hatta küfre varan ifadeleri daha rahat kullandığı görülmektedir. Buna ek olarak bazı siyasetçilerin, gazetecilerin tweet’lerinde kullandıkları üslubun politik kutuplaşmayı daha da derinleştirdiği, tartışmalardaki üslubun tonunu yükselttiği ve nefret söylemini tetiklediği tespit edilmiştir.

Alternatif Bilişim Derneği olarak, İnternet ortamlarında nefret söylemi ile mücadele etmek için geliştirdiğimiz önerilerimiz şunlardır:

 Türkiye’de genellikle hedef alınan gruplara yönelik anahtar sözcüklerin belirlenmesi ve buna göre İnternet ortamlarının izlenmesi ve bu konuda bilimsel araştırmalar yapılması

 Nefret söylemi içeren içeriğin yayınlandığı siteye/şirkete/servis sağlayıcıya vb. şikayet bildirilmesi ancak bu şikayetlerin ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi.

 Yeni medya okuryazarlığı konusunda eğitimler verilmesi ve toplumsal farkındalığı arttırıcı kampanyalar yürütülmesi

 Nefret söylemi/suçu mağdurları ile dayanışma yapılması ve destek olunması

 Uluslararası işbirliği yapılması

 Akademik çevrelerin, STK’ların ve mağdurların taleplerinin dikkate alındığı yasal düzenlemelerin yapılması

http://www.alternatifbilisim.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_%C4%B0nternet%27in_2013_Durumu#5._.C4.B0nternet_ortam.C4.B1nda_nefret_s.C3.B6yleminin_varl.C4.B1.C4.9F.C4.B1

Etiketler:


 

Yazara Mesaj Gönder
yorumlar [toplam 0 yorum] yorum yaz
henüz yorum yazılmamış.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.