ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
düsmanlik söylemi düşamnlık/savaş söylemi suçla ilişkilendirme Çarpıtma / Hakaret kışkırtma tehdit unsure olarak gösterme düsmanlik kadını aşağılama tahrik ötekilestirme özür yazısı çarpıtma abartma Düşmanlık / Savaş Söylemi yok sayma
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  makaleler  
 
Nefret Söylemi El Kitabı-Özet
Avrupa Konseyi 16.06.2009


İngilizceden çeviren: Özlem Dalkıran

Nefret Söylemi

Giriş

Avrupa?nın kültürel çeşitliliği çok olan toplum yapısı içinde ifade özgürlüğünün vicdan, inanç ve din özgürlüğü gibi başka haklarla uzlaşma içinde olması gerekiyor. Bu zor bir mesele çünkü bu hakların tamamı demokrasinin özünü oluşturmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin 10.Maddesi "herkesin ifade özgürlüğüne hakkı vardır" der ve bu hakkın "kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerdiğinin" altını çizer. Ne var ki Sözleşme bu özgürlüklerin görev ve sorumlulukları da içlerinde barındırdığının altını çizer ve bu haklara belli durumlarda bazı kısıtlamalar getirilmesinin mümkün olacağını söyler. Bunlar arasında "başkalarının şöhret ve haklarının korunması" da bulunmaktadır.

Kasım 2008?de "Avrupa Konseyi Nefret Söylemi El Kitabı" yayınladı. Yayının amacı bu kavramı netleştirmek ve karar vericileri, uzmanları ve genel olarak toplumu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları konusunda bilgilendirmektir. İnsan hakları alanında uzman olan Anne Weber kitabı hazırlamak için Konsey tarafından görevlendirilmiştir. [1]

Sorular Cevaplar

1. Nefret Söylemi Nedir?


Evrensel düzeyde kabul görmüş bir tanım yoktur. Birçok ülke bu kavram kapsamına girebilecek ifadeleri, aralarında ufak değişiklikler olsa da, yasaklamıştır.

1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nefret söylemiyle ilgili bir Tavsiye Kararı kabul etti. Bu Karar?da nefret söylemi şöyle tanımlanmıştır: "ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-Semitizm ve hoşgörüşüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik ve entik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir."

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatlarında net bir tanımı kabul etmemiş olsa da, bu kavramı dini hoşgörüsüzlük dahil, hoşgörüsüzlükten kaynaklanan nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmıştır. Bu el kitabı, her ne kadar Mahkemenin bu konuyla ilgili bir çalışması olmasa da, homofobik ifadenin de nefret söylemi olarak kabul edilebilecek söylem biçimleri arasında olduğunun altını çizmektedir.

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nefret söylemiyle ilgili olarak, ifade özgürlüğüne herhangi bir kısıtlama getirmekte midir?

Mahkeme içtihadına bakıldığında, mesela belli kişi ya da grupları aşağılamak gibi, nefret söylemi içeren somut ifadelerin Sözleşmenin 10. Maddesinin korumasının kapsamında olmadığı ve bu nedenle devletlerce ulusal yasalarla kısıtlanabileceğini görülebilir.

İfadelerin "nefret söylemi" olarak nitelenebilmesi bazen zor olabilir çünkü bu tür bir ifade kendini her zaman nefret ve duyguların ifadesiyle göstermez. İlk bakışta son derece rasyonel ya da normal algılanabilecek ifadelerin içinde de gizlenmiş olabilir.

3. Avrupa Konseyi nefret söylemini engellemek ve bu söylemle mücadele etmek için ne yapmaktadır?

Nefret söylemiyle ilgili 1997 Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı bu tarz ifadeyi kınamakta ve devletlerin ulusal yasalar çıkarması için ortak kriterler belirlemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Metinde diğer unsurların yanı sıra, bu ifadelerin medya aracılığıyla yayılmasının daha zararlı olabileceğini vurgulamaktadır. Ayrıca devletlere nefret söyleminin sahibini, bunu yayınlayan medyadan net olarak ayırt etmesini tavsiye etmektedir. Bu tavsiye kararını başka açıklama ve tavsiyeler izlemiştir.

2007 tarihli Parlamenterler Meclisi (PM) Tavsiye Kararı, dini ya da başka nedenlerle kişi ya da gruplara yönelik nefret, ayrımcılık ve şiddete tahrik eden açıklamaların yasalarla suç olarak tanımlanması gerektiğini söylemektedir. PM, Avrupa Komisyonu Hukuk yoluyla Demokrasi Komisyonu?ndan (Venedik Komisyonu) Avrupa ülkelerindeki küfr, dini temelli hakaret ya da dini nefreti tahrik ile ilgili ulusal yasalara ilgili bir rapor hazırlamasını istemiştir.

Venedik Komisyonu raporunda şu sonuca varmıştır: demokrasilerde dini gruplar ve diğer her türlü grup, çalışmaları, öğretileri ve inançlarıyla ilgili aleni ifadeleri ?eleştiriler kasıtlı ve haksız aşağılama ya da nefret söylemi içermediği, kamu düzenini bozmaya, belli bir dine inanan kişilere yönelik şiddet ve ayrımcılığa tahrik etmediği sürece- müsamaha göstermelidir.

Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) da ırkçı söylem olarak nitelendirilebilecek, özellikle de ırk, din, dil, renk, uyruk ya da ulusal veya etnik kökene dayalı ayrımcılık, nefret ve şiddete kasıtlı ve alenen tahrik ettiğinde yasalarca suç sayılması gerektiği yönünde tavsiyede bulunmuştur.

Bir diğer Avrupa Konseyi belgesi ise Siber Suçlar Sözleşmesi Ek Protokolü?dür. Protokol bilgisayar sistemleri yoluyla ırkçı ve yabancı düşmanı fiillerin kovuşturulması ile ilgilidir.

4. Mahkeme ifade özgürlüğünün kısıtlanabilirliğini nasıl belirliyor?

Mahkeme ifade özgürlüğünün bir başka hakla çatışıp çatışmadığını belirlemek için iki yol izliyor: Bunlardan ilki 10.Madde?yi[2] uygulamak ?ki en fazla bu yol kullanılıyor; veya Sözleşmede koruma altına alınan diğer hakların yokedilmesini hedeflediği takdirde ifade özgürlüğünün Sözleşmenin korumasından faydalanmamasını öngören Madde 17.[3]

17.Madde, Sözleşmenin temelini oluşturan demokratik değerler sisteminin korunmasını, yani totaliter grupların sözleşmenin koruma altına aldığı hakları hak ve özgürlükleri yok edecek biçimde kullanmamasını garanti altına almayı hedefler. Mahkeme bu maddeyi ırkçı nefret mesajı ileten, nasyonal sosyalizmi savunan ya da Soykırımı (Holocaust) reddeden açıklamalar için uygulamaktadır. Mahkeme, örneğin, holocaustu reddeden açıklamaların yaygınlaştırılmasını önlemek için ifade özgürlüğünün kısıtlanabileceğini söylemektedir. Bunun gerekçesi olarak, inkarın aynı zamanda insanlığa karşı işlenen suçların da reddi ve Yahudi halka yönelik nefreti tahrik anlamına geleceğidir.

Eğer bir ifade, ilk bakışta 17.Madde uyarınca Sözleşmenin korumasından çıkarılacak nitelikte değilse, Mahkeme, devletin ifade özgürlüğünü kısıtlama kararıyla ilgili aşağıdaki gereklere uygun olup olmadığını control eder:

ifade özgürlüğünün kısıtlanması ulusal yasalarda mevcut mu
- bu kısıtlamanın sebepleri 10.Maddede belirtilen meşru amaçlar arasında mı (bkz. Dipnot 3)
- demokratik bir toplumda 10.Maddede belirtilen meşru amaçların bir ya da daha fazlasına ulaşmak için bu kısıtlama gerekli midir ?

Mahkeme, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının sadece "acil bir sosyal gereksinime" (kamusal yarar) cevaben ve alınan tedbirlerin orantılı olması halinde kabul edilebilir olduğuna hükmetmiştir. Ancak, ulusal yetkililerin belli bir "takdir yetkisi" olduğunu ve bunun her bir vaka için değişebileceğini, ancak her durumda Mahkemenin denetimine tabi olduğunu da ifade etmektedir. Bununla beraber, Mahkeme 10.Maddenin yalnızca tehlikesiz (saldırgan olmayan) ya da etkisiz "bilgi" ya da "fikirler"e değil, devleti ya da toplumun belli bir kesimini incitici, şok ve rahatsız edici ifadelere de uygulanabilir olduğunu belirtmiştir.

İfade özgürlüğünü kısıtlayan her karar Mahkeme tarafından küresel bağlamda incelenmektedir. Neye izin verilip neye verilemeyeceğine dair sınırın tespit edilebilmesi için net bir ayırd edici unsure olmadığı için her davada bir dizi unsurun birlikte dikkate alınması gerekir.

5. Mahkemenin her davada dikkate aldığı unsurlar nelerdir?

Nefret Söylemi El kitabına göre Mahkeme aşağıdaki unsurları dikkate alır:

- İfade özgürlüğü kısıtlanan kişinin amacı
- İfadenin içeriği
- İfadenin bağlamı, yani açıklamayı yapan kişinin gazeteci mi siyasetçi mi olduğu
- Görüş ya da ifadelerin hedefi olan kişilerin profili
- İfadenin ne kadar aleni (erişilebilir) olduğu ve potansiyel etkisi ?yani ifade yaygın bir gazetede mi yayınlanmış yoksa mesela bir şiirin içinde mi
- Kısıtlamanın doğası ve ağırlığı

6. Bir ifadenin nefret söylemine varıp varmadığı ve yasaklanabilir olduğuna hangi temel kriter kullanılarak karar veriliyor?

Mahkemenin, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının kabul edilir olup olmadığını belirlerken kullandığı temel kriter açıklamayı yapan kişinin asıl amacının ne olduğudur. Bunu tespit etmek zor olabilir, bu nedenle Mahkeme açıklamanın bağlamına büyük önem atfetmektedir.

Mahkemenin baktığı asıl mesele, açıklamayı yapan kişinin nefret söylemi kullanarak olarak ırkçı ve hoşgörüsüz fikirleri kasıtlı olarak yaymaya mı çalıştığı, yoksa kamu yararına bir konu hakkında halkı bilgilendirmeye mi çalıştığıdır. Bu sorunun cevabı hangi ifadelerin (şok edici ve incitici olsa da) 10.Maddenin korumasında olduğuna, hangilerinin demokratik bir toplumda müsamaha gösterilmeyecek nitelikte olduğu ve bu nedenle Sözleşmenin 17.Maddesi uyarınca koruma altında olmadığına cevap vermeye yardımcı olacaktır.

7. Nefret söylemi yayan kişinin profili Mahkemenin kriterlerinde etkili midir?

Genel olarak ele alındığında, Mahkeme hedef bir politikacıysa kabul edilebilir eleştiri sınırının bir özel kişiden daha geniş olması gerektiğini söyler. Herhangi bir kişinin aksine, politikacı kaçınılmaz olarak her kelimesinin ve hareketinin halk ve basın tarafından yakından izleneceği bir konumda olduğunu bilir ve bu nedenle daha fazla hoşgörülü olmaz zorundadır.

Nefret söylemini yayma ile ilgili Mahkeme politikacılarla ilgili daha katıdır ve hoşgörüsüzlüğü alevlendirecek bir dil kullanmamaları konusunda sorumlulukları olduğunu söyler. Medyayla ilgili olarak ise, el kitabı iki durumu birbirinden ayırır: açıklamanın sahibi/yazarı gazetecinin kendisi ise bu kabul edilebilir değildir; başkalarının yaptığı açıklamaları sadece bildiriyorsa ve kendileri benimsemiyorsa durum farklıdır.

Mahkeme, medyanın demokratik toplumlardaki önemli rolünü göz önünde bulundurarak, basın özgürlüğünün kısıtlanması konusunda daha katı bir tutum alır. "Başkalarının şöhretinin korunması" gibi belirlenmiş sınırları aşmadığı sürece, kamu yararına olan diğer tüm konularda olduğu gibi siyasi meselelerde de bilgi vermek medyanın görevidir. Bu tür bilgi ve fikirleri bildirmek medyanın görevi olduğu kadar, halkın da bu bilgileri öğrenme hakkı vardır.

8. Mahkeme farklı dinlere yönelik saldırılarla ilgili kısıtlamalarla ilgili nasıl tutum almaktadır?

Mahkemenin bu konudaki yerleşik tutumu şöyledir: Azınlık veya çoğunluk grubuna mensup olmalarına ve yaptıklarına bakılmaksızın dinini alenen gösterme özgürlüğünü seçen herkes eleştirilebilir. Dini görüşlerinin başkalarınca reddedilmesine ve hatta inançlarına düşmanca tutum alan doktrinleri yaymalarına tahammül göstermeli ve kabul etmelidirler

Ancak, saldırıların incitici ya da inananlarca kutsal sayılan konularla ilgili olduğu hallerde Mahkeme içtihatlarında, 10.Maddede belirtilen gereklerin yerine getirilmesi halinde (yasalarda yer alması, meşru bir amacı olması, demokratik toplumda gerekli olması) devletlerin ifade özgürlüğüne belli kısıtlar getirmesinin mümkün olduğunu söylemektedir. Bu anlamda, başkalarının dini duygularını Sözleşmenin 10.Maddesinde geçen "başkalarının hakları" kapsamında görmektedir. Mahkeme bu tür saldırılar olduğunda devletlere geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. Ancak bu yetki de Mahkemenin denetimine tabidir.

Bu konudaki kararların çoğunda Mahkeme, ilgili devletin ifade özgürlüğünü kısıtlama kararının başkalarının haklarını korumak için gerekli olduğundan hareketle, 10.Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmettiği davalarda ise, "şok edici" ya da "saldırgan" olarak algılanabilecek bazı ifadelerin aşağıdakileri içerdiği için kısıtlanmamaları gerektiği kararını vermiştir:

- Haksız/gereksiz saldırganlık içermedikleri
- Saldırgan tonun belli bir grup inananı doğrudan hedef almadığı
- İfadelerin ne inananlar için, ne de dini sembollere yönelik saldırganlık içermediği
- İfadelerin, inananların dinlerini açıklamaları ya da ibadet etmelerine yönelik saldırı içermemesi ve inançlarını aşağılamaması
- özellikle de, saygısızlık, nefret ve şiddete tahrik etmemesi

Güncelleme: Kasım 2008

[1] Kitapta yer alan görüşler yazara aittir ve Avrupa Konseyi?nin görüşlerini yansıtmayabilir. Bu kitabın Türkçe?ye çevirisi, Uluslararası Hrant Dink Vakfı ve İnsan Hakları Ortak Platformu katkılarıyla sürmektedir.

[2] Madde 10 - İfade özgürlüğü

1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.

2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.

[3] Madde 17 - Hakların kötüye kullanımının yasaklanması

Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme?de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.

Etiketler:


 

yorumlar [toplam 0 yorum] yorum yaz
henüz yorum yazılmamış.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.