ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
suç ile ilişkilendirme ırkçılık suçla ilişkilendirme hedef göserme Rum aşağılama/düşmanlık/hedef gösterme hakaret halkalr arası düşmanlığı körükleme hedef göstermme hedef olarak gösterme Hakaret Aşağılama doğal bir kimlik öğesini aşağılama unsuru olarak kullanma doğal kimliği tehdit unsuru olarak gösterme bir kimliği yok sayma transfobi
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  makaleler  
 
Nefret Söylemi ve Medyadaki Yansımaları



Nayat Karaköse

(Nayat Karaköse bu çalışmayı 12-13 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen nefret söylemi çalışma toplantısı sırasında sundu.)

Nefret söylemi Ruanda soykırımının gerçekleşmesinde ve bir milyona civarı Tutsi halkının katledilmesinde önemli bir rol oynadı. Yerel ve ulusal basının ve çeşitli radyo kanallarının Tutsilere karşı nefreti körüklemeleri, Tutsilere karşı şiddeti teşvik etmesi, medyada nefret söyleminin ne gibi sonuçlara sebebiyet verebileceğinin göstergesi oldu. Ruanda?da nefret söylemi öyle bir boyuta varmıştı ki, kimi yorumcular ?nefret söyleminin sistemik hale gelip normlaştığından? bahsettiler. Ruanda soykırımının ardından birçok gazeteci uluslar arası ceza mahkemesinde etnik nefreti körükledikleri ve suça teşvik ettikleri sebebiyle ceza aldı.

Kelimeler önemlidir ve kendi içlerinde çeşitli sorumluluklar, niyetler, amaçlar, arzular ve inançlar barındırır. Söylem kelimeler ve cümlelerden oluştuğu için niyetlerden, sorumluluklardan, amaçlardan ve arzulardan muaf değildir.

Nefret bilindiği üzere olumsuz bir duygudur ve içinde, kişiler veya gruplar arasındaki iyi geçimi bozma, barışı yaralama, psikolojik, sembolik veya fiziki şiddete yol açmak gibi bazı olumsuz potansiyeller barındırır. Söylem bir yandan yargıları, düşünceleri, görüşleri etkilemekte bir güç barındırırken, öte yandan da ikna edici bir boyuta sahiptir. Çimentosu nefret olan bir söylem sonucunda bireyler veya gruplar diğer grup ve bireylere karşı olumsuz duygularla manipüle edilebilir ve de istenmeyen bazı sonuçlar ortaya çıkabilir. Nefret söyleminin tanımına geçersek, size ortak noktaları olan farklı birkaç tanım veya yaklaşım sunmak isterim.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nefret söylemini şöyle tanımlar; ? Nefret söylemi, ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-semitizim ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimi. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret saldırgan milliyetçilik, etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenlilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir.

Bir başka tanım ise Tarlach McGonagle?a aittir, şöyle der: ?Nefret söylemi geniş bir spektruma yayılan olumsuz bir söylemdir. Bu söylem esnektir, çünkü nefretten yola çıkarak nefreti teşvik etmeye varabilen, suiistimale, aşağılamaya, hakarete, yermeye dayanan kelimeler ve sıfatlardan oluşan öte yandan da aşırı önyargılardan ve peşin hükümlerden bağımsız olmayan bir söylemdir. Nefret söyleminin çeşitli boyutları vardır. Kevin Boyle nefret söyleminin politik bir boyutunun olduğunu önerir. ?Demokratik mücadele ile mağlup edilen tüm gerici fikir ve teorileri yeniden canlandırma amacı güden, dolayısıyla demokratik mücadelenin kazanımlarını yıkmayı amaçlayan bir söylemdir.?

Birçok ortak görüşün dayanağı olarak nefret söylemi tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün dışavurumudur. Nefret söylemi içersinde aşırılık barındırır, aşırılık taşıyan önyargılardan, peşin hükümlerden oluştur. Robert Post?un önermesine dayanarak nefret söylemini ?aşırılık? bağlamında görmek esastır, çünkü tahammülsüzlük ve bir şeyden hoşnut olmamak insanların sahip oldukları doğal duygulardır ve bu duygulara hiçbir yasal düzen müdahale edemez ve etmemelidir. Fakat bu tahammülsüzlük ve hoşnutsuzluk adaletsizliklere, başkalarının haklarının gasp edilmesine, barışı yaralamaya yol açıyorsa, yani tüm bu duygular aşırılaşıp, olumsuz sonuçlar doğuruyorsa işte o zaman yasal düzen müdahale edebilir.

Nefret söylemi direk veya dolaylı, örtülü veya açık, bir otoritenin desteği olarak veya olmayarak ifade edilebilir. Nefret söylemi birçok araç ile aktarılır; bunlar arasında yazılı ve görsel basını, interneti, şarkıları, grafittileri, fıkraları, anıtları, logoları sayabiliriz.

Nefret söyleminin çeşitli sonuçları vardır ve birincil sonucu da zarardır, bu zarar psikolojik veya fiziksel olabilir. Nefret söylemi kısa vadeli zararlar doğurabileceği gibi, medyada sıklıkla vuku bulduğu takdirde veya nefret tüccarlarının çeşitli ortamlarda devamlı propaganda yapması durumunda uzun vadeli zararlara da yol açabilir. Nefret suçlarına teşvik edip bu suçların işlenmesine sebebiyet verebilir. Nefret söyleminin hâkim olduğu bir medyada ve politik ortamda bireyler uzun vadede bu söylemi içselleştirir ve çeşitli grupların haklarını tehdit eden uygulamalar veya bu hakları ihlal eden yasal düzenlemeler normalleşir. Burada bir benzetme yaparsak eğer , Carl Schimitt ?egemen istisnanı belirleyendir? demişti, Walter Benjamin de buna ithafen, ?içinde yaşadığımız olağanüstü hal istisna değil kuraldır? önermesini yapmıştı. Nefret söyleminin de böyle bir boyutu olduğunu söyleyebiliriz. Medyada nefret söylemini alırsak ve medyayı dördüncü güç olarak değerlendirsek, bazı istisnaların da medya tarafından belirlenip zamanla nefret söylemi gibi olguların kural haline gelebildiğine tanık oluyoruz. Demin örnek verdiğim Ruanda soykırımında nefret söyleminin normalleşmesi gibi.

Nefret söyleminde kullanılan ifadeler çeşitli stereotipiler yaratarak toplumda çeşitli gruplara yönelik baskıyı güçlendirir, bu baskıyı bir nevi meşrulaştırır ve buna bağlı olarak nefret söyleminin hedefinde olan grupları pasifleştirip, sinikleştirerek onların demokratik topluma diğer gruplarla eşit bir şekilde iştirak etmelerine mani olur.

Medyada nefret söylemine gelecek olursak eğer, hiç şüphesiz ki medya günlük hayatımızda çok önemli bir yer kapsıyor. Medya elinde görünür bir güç tutuyor. Fakat medyanın elinde tuttuğu güç ikiliklidir. Bir yandan bu güç insan haklarının ve demokratik ilkelerin birincil önemde olduğu daha açık ve demokratik bir toplumun kurulmasında, bu gibi değerlerin yüceltilmesi için kullanılırken diğer yandan bu güç, toplumu manipüle etmek, onu kutuplaştırmak, provoke etmek, nefret körüklemek gibi bazı olumsuz amaçlar için suiistimal edilebiliyor.

Medyada nefret söyleminin iki boyutu var. Birinci boyut aşağılayıcı, hakaret içerici nitelikte olması ikinci boyut ise tahrik veya teşvik edici olması, yani hedefte olan gruplara yönelik yasadışı eylemlerde bulunmayı teşvik etmesi. Her ne kadar da nefret söylemi her zaman suça teşvik edici değilse de bu teşvik edici olmayan nefret söyleminin de tolore edilebileceği anlamına gelmiyor.

Dünyada ve Türkiye?de maalesef yazılı ve görsel basın nefretin propagandasını yapan bir platform işlevi görebiliyor. Daha önceden de vurguladığım gibi kelimeler önemlidir ve içinde sorumluluk barındırırlar. Nefretin tüccarlığının medya kanalı ile de yapılması sonucunda kelimelerin taşlara hatta mermilere dönüştüğüne şahit etmek durumunda kalıyoruz.

Nitekim, nefret söyleminin haberinin yapılması ile direk olarak nefret söylemi ifade edilmesi arasındaki ayrımı iyi yapmamız gerekiyor. Raphael Cohen Almagor?un da dediği gibi

?Medyanın nefret tüccarları ile işbirliğine girip onlara nefret içeren fikirlerini yaymaları için kontrolsüz bir platform sunmaması demek, medyanın nefret tüccarlarının söylemleri ile ilgili haberleri hiç aktarmaması anlamına gelmez. Medya nefret söylemini haberleştirirken hedef olan grubun çıkarlarını zedelememek için hassas ve sorumlu davranmalıdır. Aksi halde medya bir nevi tuzağa düşer ve de nefret tüccarlarının suçlarına dolaylı olarak iştirak etmiş olur.?

Almagor nefret söyleminin salt objektif bir biçimde okura aktarılmasını yanlış bulur. Medya mensupları ahlaki kanaatlerden ve vicdandan bağımsız değildirler dolayısıyla nefret söylemini haberleştirmenin yanı sıra editoryallerde veya köşe yazılarında nefret tüccarlarının eylemlerinin eleştirilmesi gerekir.

Öte yandan, şu bir gerçek ki nefret satan ve sattıran bir şey, nefret söyleminin kurumsallaşmasının, bu söylemin her daim ateşlenmesinin gazete tirajlarını ve ratingleri de arttıran bir yönü var. Hatta nefret söylemini sıkça kullanan gazeteler bu söylemi benimseyenler sayesinde kemik bir okur kitlesine de sahip olabiliyor. Medya organlarının nefret söylemi sonucunda elde ettikleri maddi çıkarların büyüsüne kapılmamaları ve bu söylem sonucunda oluşan manevi tahribatın bilincinde olmaları gerekiyor.
Fakat madalyonun öteki yüzüne bakarsak bazı basın organlarının nefret söylemini yaygın bir şekilde kullandıklarının gözlemlemekteyiz. Bu kullanım şekilleri dolaylı, direk, örtülü veya açık bir biçimde olabiliyor.

Nefret söyleminin varlığının tanınması aslında onunla mücadele için ilk önemli adımı teşkil ediyor. Nefret tüccarları tarafından ifade edilen nefret söylemi haberinin nasıl ve ne şekilde verildiği çok önemli. Nefret söylemi haberlerini aktarırken abartıdan kaçınarak doğru bir dil kullanımı gerekiyor. Öte yandan da hedef olan birey veya grupların daha fazla rencide olmalarına müsaade etmemek, onların haklarının ihlaline ve damgalanmalarına mahal vermemek için gazeteciler yaptıkları haberlere titizlikle ve itina ile yaklaşmak durumundadırlar. Hedef gösterilen grubun yeniden hedefleştirilmesi önlenmelidir.

Öte yandan medyanın birebir nefret propagandası yaptığı meselesine gelirsek eğer, altını çizeceğim nokta medyada nefret söyleminin bireysel olmasından ziyade kurumsal olması. Muhabirler, gazeteciler, köşe yazarları, editörler veya gazete sahiplerinin tahakkümü altında ezilebiliyor ve bunun sonucunda haber kurgulamaları, köşe yazısı yazıp kimi birey veya grupları hedef almaları sipariş edilebiliyor. Fotomontaj, yalan haber gibi yöntemlerle medya kimi insanları hedef haline getirebiliyor. Bu tip durumlar ancak gazetecilerin etik davranışları ile önlenebilir. Vicdanın devreye girmesini bu noktada çok önemsiyorum. Gazetecilerin, muhabirlerin, editörlerine veya patronlarına hayır diyebilme gücüne sahip olmaları gerekiyor.

Medyada etnik gruplara veya azınlıklarla ilgili haberlere baktığımızda ise genelse şu eğilimler göze çarpmakta.

? Azınlıklarla ilgili haberler yapılırken azınlık mensuplarından ilgili haberle alakalı çoğu zaman hiç görüş alınmadığını, haberin peşin hükümlerle ve bazı stereotip kalıplarla verildiğini görmekteyiz. Azınlıklarla ilgili haberlerde genelde tek taraflı ve tepeden inmeci bir bakış söz konusu.

? Azınlıkların görüşlerine de yer verildiği zaman genelde ?iddia ediyor?, ?öne sürüyor? gibi kuşku içeren terimler kullanılıyor.

? Azınlıklarla ilgili olaylarda ve çeşitli sorun teşkil eden durumlarda genelde problemin kaynağı azınlıklar olarak gösteriliyor.

? Azınlıklarla ilgili haberlerde ötekileştirme, pozitif biz ve negatif onlar ayrımı ön plana çıkarılıyor.

? Eğer ortada bir suç veya olumsuz olay var ise ve suçu işleyen, olaya karışan kişi azınlık grubuna mensup ise haberin manşetinde haberle hiç alakalı olmamasına rağmen o kişinin kimliği ön plana çıkarılıyor. Bu tip haberlerde bir kişi üzerinden bir topluluğun damgalanmasına sebebiyet veriyor.

Uluslar arası Gazeteciler Federasyonunun etik gazetecilik bildirgesinde medya organlarını çeşitli yanlışları önlemek, çoğulcu bakışı yansıtmak, dili yumuşatmak için etnik gruplardan da gazetecileri işe almaya teşvik ediyor.

Tüm bunları önlemek için medya kendi içinde düzenleyici bazı önlemler alabilir, gazetecilere meslek içi eğitim, işe başladıklarında haber dili üzerine, ayrımcı ifadeleri kullanmaktan kaçınmak için çeşitli çalışma grupları düzenlenebilir. Dilde tekrarlanan hataları, haber dilinde kullanılan ayrımcı ifadeleri, kişilerin bilnçli ve bilinçsiz şekilde hedefleştirmeyi önlemek için bazı rehber kitapçıklar basılabilir.

İngiltere?de gazeteciler için bastırılmış, ?reporting diversity? adlı bir rehber var. Bu rehber İngiltere?de bulunan etnik gruplarının dillerinden, dinlerine, kültürlerine kadar birçok bilgi içeriyor. Gazeteciler etnik gruplar için değerli, kutsal ve önemli olan bazı kavramlar hakkında bu rehber ile bilgilendiriliyor ve yanlış bir dil kullanımı önlenmeye çalışılıyor. Hangi ifadelerin hangi gruplar için aşağılayıcı olabildiğini, Kur?an? ın nasl yazılması gerektiği, dini ritüellerle ilgili detaylı bilgiler, hangi davranışların hangi etnik, dinsel gruplarda hoş kaçmadığı gibi konularda birçok bilgi yer alıyor. Bu tarz çalışmaların yapılması Türkiye?de de olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Medyada nefret söyleminin bu tip projelerle izlenmesi, üniversitelerin iletişim fakülteleri ve bazı Svil Toplum Kuruluşları ile işbirliği çok faydalı olacaktır. Medyada nefret söylemini ve ayrımcılığı izleyecek daimi bir izleme mekanizmasının oluşturulması da hiç şüphesiz olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Medya organlarının ombudsmanların sayısının arttırması ve ayrıca da belirli aralıklarla her medya kuruluşunun öz eleştiri toplantıları düzenleyip yaptıkları hataları değerlendirmeleri, gazetecilerle ve editörlerle fikir alışverişinden bulunulması faydalı olacaktır.

Özetlemek gerekirse Dünyada ve Türkiye?de medyasında gözle görülür bir nefret söylemi var, Türkiye?de bu söylem geçmişten günümüze çok can acıttı, söylemin kimi zaman şiddet içeren eyleme, linçlere, cinayetlere dönüştüğüne tanıklık ettik. Medyada nefret söylemi nefret suçunun tek sebebidir demek, diğer faktörleri göz ardı etmek, bu suçu salt medyaya indirgemek her ne kadar doğru değilse de medyanın oynadığı rolü göz ardı edemeyiz. Bu nedenle önleyici mekanizmaların geliştirilmesi, okurların, televizyon izleyicilerinin de bilinçlendirilmesi, bu konu ile ilgili farkındalık yaratılması büyük önem taşıyor.


Etiketler:


 

yorumlar [toplam 0 yorum] yorum yaz
henüz yorum yazılmamış.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.