ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
halklar arası düşmanlığı körükleme yabancı düşmanlığı hedef gösterme iftira hakaret düşmanlık,aşağılama hedef göserme Düşmanlık / Savaş Söylemi kışkırtma aşağılama,hedef gösterme çarpıtma,tehdit unsuru olarak gösterme doğal kimlik öğesini aşağılama unsuru olarak kullanma aşağılama/düşmanlık düşmanlık söylemi tehdit unusuru olara gösterme
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  makaleler  
 
'Nefret Söylemi'
17.08.2012
Metin Çulhaoğlu

Metin Çulhaoğlu'nun 17.08.2012 tarihinde Birgün Gazetesi'nde yayımlanan yazısı

Sözcükleri ve kavramları iyice ölçüp biçerek yerli yerinde kullanmak, pek de zorunlu olmayan özel bir "incelik" değildir; fikirsel tutarlılık açısından da gereklidir.

Sözcükler ve kavramlar elbette dışımızdaki maddi dünyayı, somut koşulları değiştirmez; bunları yeniden inşa etmez. Tersini düşünmek, idealizm olur. Ancak, bu alanda titizlik gösterilmeyip kimi "yeni" sözcükler ve kavramlar gelişigüzel kullanıldığında, dış dünyamızda değilse bile bizim kendi düşünce dünyamızda belki de hiç istemediğimiz değişiklikler, kaymalar veya sapmalar olabilir.

Örneğin, kullanılmaları her durumda kategorik olarak reddedilemez; ancak "sivil toplum kuruluşları", "dezavantajlı gruplar", "marjinallik", "dışlanmışlık", "maliyet etkinlik", "ötekileştirme" gibi kavramlar o kadar da "masum" sayılmazlar. Hepsi birlikte (daha başkaları da vardır) belirli bir dünya görüşünün özel jargonunu oluşturur. Örneğin biri kalkıp "sivil toplum kuruluşları eliyle, marjinal ve dışlanmış nüfus kesimlerinin durumunu iyileştirecek maliyet etkin projeler geliştirmek lazım" dediğinde bilin ki bu kişinin asıl niyeti ne olursa olsun işin içinde bir tür ideolojik angajman vardır.

"Nefret söylemi" dilimize yerleşmeye başlayan kavramlardan biridir. Hemen belirtmek gerekirse, öyle gıllıgışlı, ardında "özel kurgu" aranacak bir kavram değildir. Özellikle, belirli etnik, dinsel gruplara, engellilere, cinsel yönelimleri farklı olanlara vb karşı dışlamayı, baskıyı ve şiddeti tahrik edici çıkışlar için kullanılır. Bu içeriği ve tanımıyla "nefret söyleminin" her yerde, ne ve kimin için kullanılırsa kullanılsın kesinlikte reddedilmesi gerektiği açıktır.

O zaman "sorun" nerede?

Sorun, "nefret söylemi" kavramının siyaset alanına da taşınıp bu alandaki şiddet dozu yüksek her tür çıkış, beyanat ve polemik için kullanılır hale gelmesidir. Kuşkusuz, en başta R. T. Erdoğan'ın, bu arada kimi AKP'lilerin (örneğin Şamil Tayyar gibileri) "nefret söyleminin" meftunu oldukları açıktır. Burası tamam. Gel gelelim, ne Erdoğan ne de onun gibiler, aslında olağan olan bir durumu, şöyle veya böyle "normal" bir gidişi, tutkun oldukları nefret söylemiyle rayından çıkarmamakta, oraya buraya kanırtmamakta, uçlara çekmemekte, kendi siyaset anlayışları neyse doğrudan onu yansıtmaktadırlar. Başka bir deyişle, AKP iktidarının "nefret söylemi", izlenen siyasetin üzerine gelen yapay, zorlama bir eklenti değil, tastamam bu siyasetin kendisidir.

O halde, "nefret söylemi" kavramının siyaset alanında gelişigüzel kullanılmasının sakıncası, sanki bu söylemin kendince siyasal bîr mantığı, bir rasyonalitesi olmayıp bir tür "anomali" sayılması gerektiği izlenimi yaratmasıdır.

Oysa Erdoğan, muhalefet liderine karşı örneğin "sen kimsin ki. . . " diye başlayan polemiklere girdiğinde "nefret söyleminin" esiri olmamakta, bu tür söylemin hitap ettiği kitle nezdinde siyasal getirişi olacağını hesap etmektedir (yanıldığı da söylenemez). Neticede kendisi Obama'yla, Cilonton'la, "dünyaya yön veren" başka liderlerle oturup kalkan biridir; "öbürü kim ola ki?"

"Dışişleri Bakanı'nın Myanmar'da ne işi var?" eleştirisi karşısında kapıldığı feveran ise, son dönemde iyice kırılgan hale gelip topa tutulduğu için üzerinde özellikle titrenen bir dış politika çizgisinin savunulması adınadır.

Başka örnekler de verilebilir, ama sonuç herhalde açıktır: Muhalefete, Kürt hareketine, Alevilere ve başkalarına karşı benimsenen siyaseti "nefret söyleminin" kendisi kurmamakta, bu söylem benimsenen siyasetin doğal bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.

Eğer "nefret söylemi" ise, daha örtük örneklerinden de söz edilebilir.

AKP hükümeti bir "Ulusal Gençlik ve Spor Politikası Belgesi" hazırlamıştır. Bu belgede gençlere aşılanması gereken değerlerden söz edilirken, iki yerde "farklılıklara tahammül" ifadesi geçmektedir. "Tahammül" sözcüğünün aynı cümleler içerisinde "hoşgörü" sözcüğüyle birlikte kullanılması işin içinde bilinçli bir tercih olduğunu göstermektedir. Yani ortada "hoş görülmesi" gereken şeylerle birlikte birde "tahammül edilmesi" gereken şeyler vardır.

Neler mi? Bu işin üstatlarından Hayrettin Karaman zamanında Yeni Şafak'ta yazmıştı: "Eşcinselinden sarhoşuna, nikâhsız birlikte yaşayanından (zina edenlerden) kumarcısına, Müslümanları sevmeyenden düşmanına, sokakta sevişenden çıplağına kadar birçok insanla yan yana yaşayan Müslümanın farklı olanlarla zorunlu ilişkisinin adına ben ısrarla 'hoşgörü' değil 'tahammül' diyorum.

Evet, "nefret söylemi" diyebilirsiniz. Ama belirli bir ideolojik-siyasal varlığın uzantısı, yansıması, dışavurumu saymayıp salt "söylem" olarak görürseniz yanılırsınız. Bir de tartışma konusu: Hangisinin sınırları daha dardır: Hoşgörünün mü, tahammülün mü?

Etiketler:


 

Yazara Mesaj Gönder
yorumlar [toplam 0 yorum] yorum yaz
henüz yorum yazılmamış.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.