ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
hakaret düşmanlık,hedef gösterme kışkırtma abartma/yükleme/çarpitma- asagilama ayrımcılık ötekilestirme düşmanlaşlık doğal bir kimlik öğesini aşağılama unsuru olarak kullanma tehdit saptırma, suç ie ilişkilendirme çarpıtma aşağılama/düşmanlık/hedef gösterme bağlantı yoluyla suçlama
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  makaleler  
 
Türkiye'nin nefret söylemi sorunu
02.09.2012
E. Fuat Keyman

Fuat Keyman'ın 02.09.2012 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlanan yazısı

PKK'nın hem Türkiye’ye açtığı savaş, hem de Gaziantep terörü, bundan üç hafta evvel, Taraf gazetesinde Roni Margulies’in yazısını okuyunca bir kere daha yazmaya karar verdiğim ve çok ciddi bir sorun olarak gördüğüm, nefret söylemi ve nefret suçu üzerine yazıyı erteletti.

Nefret söylemi ve suçu, Türkiye ’de başta insan hayatı olmak üzere, demokrasiye ve birlikte yaşama kültürüne çok büyük zararlar veren bir eylem, bir şiddet türü. Bazen, yazılan bir yazıya, söylenen bir söze, örneğin imza kampanyası gibi bir girişime karşı seçilmiş kültürel kimliklerin aşağılanması ya da “düşman, tehdit ve yok edilmesi gereken öteki” olarak kodlanması ve kişilerin bu kimliklerle özdeşleştirilerek hedef gösterilmesiyle uygulamaya sokuluyor. Yazılı, görsel ve sanal medya ortamı, gerek nefret söyleminin üretiminde gerekse de insanların hedef olarak gösterilmesinde kullanılıyor. Bazen de nefret söylemi, belli bir kültürel kimlik üzerine, bilinçli olarak, dolaylı ya da dolaysız bir şekilde aşağılayıcı, düşmanlaştırıcı, dışlayıcı ve öteklileştirici betimleme, yorumlama ya da çözümleme yapmak yoluyla üretiliyor. Bu kimlikler de özellikle Ermeniler, Kürtler, Yahudiler ve eşcinseller olarak seçiliyor.

Bu tür nefret söyleminin, sadece medya yoluyla değil, akademi ve eğitim alanında da üretildiğini görüyoruz. İlk, orta ve lise ders kitapları, akademik yayınlar, dergiler, tezler, belgeseller vb. yayınlar, yoluyla ve bilimsellik adı altında, farklı kültürel kimliklere karşı nefret söylemi üretiliyor. Bu kimlikler, bir bütün olarak, hedef gösteriliyor. Seçilmiş kültürel kimliklerin toplum içinde ötekileştirilmesi ve dışlanması süreci başlatılıyor. Nefret söyleminin bireysel ve toplumsal olarak içselleştirilmesi ve böylece normalleştirilmesi, akademi ve eğitim alanında da gerçekleştiriliyor. Bu da medyada üretilen nefret söylemine altyapı hazırlıyor.

Yahudi düşmanlığı örneği

Roni Margulies’in Taraf gazetesinde (11 Ağustos 2012), yayımladığı, “Yahudi milli karakteri, küfür, şirk ve nifak” yazısı, nefret söyleminin akademi içinde nasıl üretildiğini çok güzel örnekliyor. Margulies, Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan ve Yrd. Doç. Dr. Süleyman Sayar tarafından yazılmış, “Yahudi Karakteri (Tarihi ve Sosyo-Psikolojik Bir Yaklaşım)” başlıklı makaleyi köşesine taşıyor. Makaleyi, bir akademisyen olarak, utanarak okudum. Bakın, yazar Yahudi milli karakteri için neler diyor: “Yahudilerin yabancı hâkimiyeti altında alabildiğine ezilmiş, horlanmış ve aşağılanmış olmaları büyük ölçüde kendi isyankâr, uyumsuz, bozguncu ve entrikacı karakterlerine de bağlı kalmıştır. Gerek Mısır , gerek Babil, Yunan, Roma ve hatta İslâm hâkimiyeti dönemlerinde hep düşmanla işbirliği yaparak yaşadıkları ülkeyi çökertmeye çalışmışlar, ama her seferinde başarısızlığa uğramışlardır. İslâm’ın hoşgörüye dayalı yönetiminde bile eski alışkanlıkla çevirdikleri entrika ve düşmanlıklardan ötürü Hicaz’dan sürülmüşlerdir.

Araştırmamıza göre, Kur’an terminolojisi bakımından... Yahudi karakterinin belirleyici kavramları şu şekilde sıralanabilir: 1. İnkâr (küfr), 2. Allah’a eş koşma (şirk), 3. Yalanlama ve yalancılık (tekzîb ve kezib), 4. Üstünlük taslama (istikbâr), 5. Cinayet (katl), 6. Döneklik (tevellî ve i‘râd), 7. Aşağılık duygusu ve korkaklık (zillet ve meskenet); 8. Hâinlik ve ikiyüzlülük (hıyânet ve nifak), 9. Bozgunculuk (fesâd), 10. Haksızlık (zulüm), 11. İsyan ve serkeşlik (isyân, i‘tidâ, tuğyân, isrâf, fısk, dalâlet, hevâ), 12. İhtilâf ve tartışmacılık (ihtilâf ve muhâcce), 13. Kıskançlık (hased), 14. Katı yüreklilik (kasvet), 15. Dünya hayatına düşkünlük (hırs), 16. Cehâlet ve beyinsizlik (cehl ve sefeh), 17. Sözü değiştirme (tebdîl ve tahrîf), 18. Hakkı gizleme (ketm), 19. Gazap ve lânet (ğadab ve lâ‘net).

Bu kavramlarla tasvir edilen karakter yapısına Yahudi milli karakteri olarak bakılamaz mı? Bize göre, bu soruya müsbet cevap vermek gerekir. Yahudi karakter tasvirlerinde, öteden beri üzerinde durulan bazı karakter özellikleri vardır. Bu özellikler şöyle sıralanabilir: Yahudi ketumdur, sır vermez. Kurnaz ve hilekârdır. Dayanıklı ve sabırlıdır. Gürültücü, yaygaracı ve telâşlıdır. Adsız kalmaya, sinsi davranmaya özen gösterir. Çıkarlarına, kazancına ve maddeye düşkündür. Avareliği ve geziciliği sever. Bu yüzden adı ‘Serseri Yahudi’ye çıkmıştır. Dinine ve din adamlarına çok bağlıdır. Onların sözü kanun yerindedir. Millî ülküsüne bağlıdır. Belli etmez görünse de, kinci ve intikamcıdır. Bu, tarih boyunca onun en önemli gücünü teşkil etmiştir. Tutumludur, cimridir. Başkalarına (Yahudi olmayanlara) ikiyüzlü davranmayı, yalan söylemeyi doğal görür. Ahlâk ilkeleri millîdir, kendi aralarında geçerlidir. Yabancılara karşı farklı ilkeler oluşturmuştur. Yahudi, Yahudi ırkçısıdır...”

Medya ve akademide de var

Bu açık bir antisemitizm, ırkçılık, Yahudi düşmanlığı ve nefret söylemi. Benzer nefret söylemi içeren betimlemelerin ve yorumların özellikle Ermeniler, Kürtler ve eşcinseller için de yapıldığını biliyoruz. Kendinizi bir Yahudi, Ermeni, Kürt ya da eşcinsel yerine koyun, ne hissedersiniz? Üniversite dergilerinde, kutsal kitaplar bile kullanılarak üretilen nefret söylemleri içinde, bu ülkede nasıl birlikte yaşayacağız? Kürt sorununu nasıl çözeceğiz? Üç yıl sonra 100. yılı anılacak, “1915 sorunu”nu nasıl çözeceğiz? Nasıl, demokratik, adil, vicdanlı bir Türkiye yaratacağız? Nasıl bu ülkenin eşit vatandaşları olarak birlikte yaşayacağız?

Türkiye ’de nefret söylemi çok ciddi bir sorun. Ama bu sorun hükümet, CHP ve devlet seçkinleri tarafından ciddiye alınmıyor. Hatta, bazen bu aktörler tarafından bile üretilebiliyor. Sivil toplum ve kamusal alanda da yeterince ilgilenilmeyen bir sorun. Sadece küçük ya da marjinal değil, büyük ve merkezi medya tarafından da sıklıkla üretiliyor. Akademi ve eğitim alanı da öyle. Eğer vicdanlı ve adilsek, nefret söylemi ve suçuna karşı mücadele etmeli, net tavır almalıyız. Eğer demokratik ve adil Türkiye istiyorsak, eğer yeni ve demokratik bir anayasaya sahip olmak istiyorsak ve eğer demokrasi ve birlikte yaşamak, sorunlarımıza çözüm bulmak istiyorsak, nefret söylemi ve suçuna karşı, hukuksal ve kurumsal düzenlemeleri hükümetten talep etmeliyiz. Muhalefetin de önemli bir görevi, bu söyleme ve suça karşı mücadele olmalıdır.

Etiketler:


 

Yazara Mesaj Gönder
yorumlar [toplam 0 yorum] yorum yaz
henüz yorum yazılmamış.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.