ana sayfa
proje hakkında
taranan gazeteler
nefret söylemi
forum
linkler
iletişim
english
         
nefret söylemi türleri
suçlu ilan etme Küfür / Hakaret / Aşağılama, tehdit algısı yaratma tehdit unsure olarak gösterme küfür çarpitma genellemm düsmanlik söylemi genelleme düşamnlık/savaş söylemi Rum kadına yönelik ayrımcılık simgeleştirme (doğal kimlik öğesini aşağılama unsuru olarak kullanma) düşmanlık,çarpıtma Aşağılama / Düşmanlık
gönüllü olmak istiyorum
haber bildirmek istiyorum
Haftalik e-bültene üye olmak için
  nefret söylemi nedir?  
  Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi Projesi

Türkiye'de medyanın sık sık taraflı, önyargılı ve ayrımcı bir dil kullandığına tanık oluyoruz. Haberlerde, özellikle de manşetler ve haber başlıklarında kullanılan provokatif, ırkçı ve ayrımcı dil, toplumda düşmanlık ve ayrımcı duyguları tetikleyen, kalıp yargıları güçlendiren birer araca dönüşüyor. Her ne kadar evrensel ve ulusal gazetecilik ilkeleri, hatta bazı medya kuruluşlarının kendi gruplarının yayınladığı basın etik ilkeleri bulunsa da birçok haber ürünü bu ilkeleri ihlal edebiliyor. Böylesi bir dilin kullanılması ise toplumda huzursuzluk ve savunmasız gruplara yönelik yaygın bir önyargının yerleşmesine yol açıyor. Hedef alınan kişi ve gruplar ise tedirginleşiyor, sessizleşiyor ve demokrasinin olmazsa olmazı olan sosyal ve siyasal yaşama katılım şanslarından zorunlu feragat ediyorlar. Bu kışkırtıcı ve hedef gösterici dil kullanımı zaman zaman düşmanlaştırılan ve marjinalleştirilen grupların üyeleri ya da mekânlarına yönelik saldırılarla sonuçlanabiliyor.

Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu/düşmanlığı, tarafgirlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler, ancak özellikle de, yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.

Birçok farklı nedenden dolayı Türkiye bir süredir toplumun farklı kesimleri arasında kutuplaşmalara sahne oluyor; kendisinden farklı olana, “öteki”ne yönelik tahammülsüzlük giderek yaygınlaşıyor. Güneydoğu'da uzun yıllardır süren çatışmalar ve bu çatışmaların yol açtığı zorla yerinden etmeler sonucu yaşanan ani demografik değişim; ekonomik, sosyal ve kültürel çatışmalar, topluluklar arası gerginliğin artmasına neden oldu. Öte yandan, azınlık hakları ve dinler arası diyalog gibi demokratik açılım çabaları, Kıbrıs meselesiyle ilgili tartışmaların da “yabancı odakların Türkiye'ye yönelik oyunları” gibi sunulması da düşmanlığı arttırıyor. Son olarak, Ortadoğu’daki gelişmeler, Kürt ve Ermeni etrafındaki tartışmalar ve son dönemde gündemde olan barış süreci, bu konularda çözüme yönelik fikirleri olan kişi ve kurumların hedef gösterilmesine ve belli etnik kimliklerin düşmanlaştırılmasına neden oluyor. Karşıt görüşte olan bazı yayınlar tarafından üretilen bu söylem çatışma ortamına zemin teşkil ediyor. Son olarak, Taksim Gezi Parkı eylemlerinin çeşitli medya organlarınca ele alınış biçimi medyanın toplumdaki kutuplaşmayı nasıl pekiştirdiğini göstermesi açısından önemliydi.

Medyanın sıklıkla kullandığı ayrımcı dil sonucu, farklı grup ve bu gruplara mensup olduğu bilinen ya da varsayılan kişilere yönelik düşmanca algı ve tutumların tezahür etmesi Türkiye'de önemli ve giderek büyüyen bir soruna dönüşmüş durumda. Hükümet yetkilileri, muhalefet partisi liderleri ve kamu görevlileri gibi kanaat önderleri bile bu tür bir ırkçı ve ayrımcı dil kullanmaktan çekinmiyor. Bilindiği gibi, bazı hükümet yetkilileri tarafından sıklıkla dile getirilen, Taksim Gezi Parkı protestolarının dış mihraklar tarafından örgütlendiği iddiası ve “faiz lobisi” söylemi başta Yahudi kimliği olmak üzere belli grupların hedef alınmasına neden oldu. Son olarak, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Bölümü başkanı Profesör Ahmet Atan, “Yahudi, Ermeni ve Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum. Lütfen soyunuzu araştırın.” şeklindeki ırkçı ifadeleriyle Yahudi, Ermeni ve Rum kimliklerini Türkiye’ye zarar vermek isteyen düşman unsurlar olarak tanımladı. Bu tarz söylemler, aynı zamanda birçok yayın tarafından da benimsendi.

Dördüncü kuvvet olarak adlandırılan medya (basın-yayın) en etkin kültürel iletkenlerden biridir. Bundan dolayı, çeşitliliği ve farklılığı öne çıkarmaya gücü olduğu kadar, bu çatışmayı sıradanlaştırma ve yayma konusunda da son derece etkili ve yönlendirici olabilir. Medya sorumsuz veya dikkatsiz davranırsa, ırkçılığı ve kişilerin birbirine karşı nefret duyguları üretmesini tetikleyebilir, besleyebilir ve güçlendirebilir; en kötüsü de bu tür tutumları meşrulaştırıp haklı çıkarabilir.

Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, onun hayallerini, ideallerini ve mücadelesini sürdürmek amacıyla kurulan Hrant Dink Vakfı’nın temel amaçlarından biri toplumdaki kutuplaşma ve düşmanlığın sona ermesine katkıda bulunmaktır.
 
     
Bu proje Friedrich Naumann Vakfı ve MYMEDIA/Niras tarafından desteklenmektedir. Sitede yer alan görüşler, destekçilerin görüşlerini yansıtmamaktadır.       destekleyen kurumlar
  powered by sinaps iletisim   Hrant Dink Vakfı © 2011. Tüm hakları saklıdır.